John Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar adlı eseri, yalnızca bireysel bir dramı değil, 1930’lu yılların Amerika’sında yaşanan sosyoekonomik eşitsizlikleri, sınıfsal mücadeleleri ve dışlanmışlıkları da derinlemesine ele alan güçlü bir yapıttır. Büyük Buhran döneminde geçen bu roman; sınıf ayrımı, emek sömürüsü, dışlanma, engellilik, ırkçılık, ataerkillik ve hayal kırıklığı gibi temel meseleleri yalın ve etkileyici bir dille işler. Yazar, sıradan insanların yaşadığı hayal kırıklıklarını, umutlarını ve çaresizliklerini evrensel bir biçimde görünür kılar.
Romanın tarihsel ve toplumsal zemini, Büyük Buhran sonrası Amerika’sında şekillenir. Topraklarını kaybeden binlerce insan göçmen işçi hâline gelmiş, tarım alanlarında günübirlik çalışan işçiler bir umutla kendi topraklarına sahip olmanın hayalini kurmuştur. George ve Lennie de bu hayali taşıyanlardan biridir. Ancak sistem, bu hayali gerçek kılacak bir yapıdan yoksundur. Kapitalist düzen içinde emekçiler yalnızca birer üretim aracıdır. Bu yönüyle roman, Amerikan Rüyası'nın aslında sistemin sürdürülebilirliği için yaratılmış bir yanılsama olduğunu açıkça ortaya koyar. George ve Lennie’nin çiftlik sahibi olma hayali, gerçekte var olmayan bir kurtuluşun temsili olarak trajik bir sonla sonuçlanır.
Roman boyunca karakterlerin neredeyse tamamı toplumsal dışlanmışlık içindedir. Lennie zihinsel engeli nedeniyle, Crooks siyahi kimliği yüzünden, Candy yaşlı ve engelli oluşuyla, Curley’nin karısı ise kadın kimliğiyle toplumun dışına itilmiştir. Her biri, egemen toplumsal normlara uymadığı için etiketlenmiş ve yalnızlığa mahkûm edilmiştir. Bu yalnızlık, bireysel bir durumdan çok sistemin doğrudan sonucu olarak şekillenir. Crooks’un “Siz yalnız olmanın ne demek olduğunu bilmezsiniz” sözleri, bu derin yalnızlık duygusunun birey