Kadın her zaman kadın olmalıdır. Erkek her zaman erkek olmalıdır. Kahramanlar hep iyi olmalıdır. Kötüler hep kötü olmalıdır. Böyle anlatılar rahatlatıcıdır. Varoluşun saçmalığı yerine özcülüğün berraklığını getirirler. Bununla beraber teselli edicidirler çünkü hepsi kurmacadır; içine doğduğumuz ve sürdürdüğümüz bu kurmacalar yaşamın kaygı uyandıran griliğini, 1950'lerin güven verici siyah-beyaz durum komedisine dönüştürürler. Siyah-beyaz etiketler yaşamı kolaylaştırır fakat bunu yaşamı cansızlaştırarak yaparlar.
DİPÇE :
Sömürgeciliğin hiçbir zaman sona ermeyeceğini bilen Arap-Afrika entelijansiyası, kolonyal dönem sonrasının sancısını anlamlandırmanın ağırlığını hissedip, bu süreci mümkün olduğunca edebi düzlemde aktarmaya çalışırlar.
Bu edebi kurguları, dayandığı tarihi gerçekler ve siyasi platformdan ayrı okumak mümkün olmadığından kurgusal bir kişinin veya ailenin peşinden bir topluma, bir ülkeye, hatta bir kıtaya varırız.
Tıpkı Mustafa Said'in peşine takıldığımızda, Sudan'ın kavurucu sıcaklığına ve bütün bereketine karşın bahtsız Nil'e ulaşacağımız gibi...
Sömürge döneminin içine doğan karakterimiz Mustafa Said, okul yıllarında ( elbette İngilizlerin açtığı okulda) zekasıyla dikkat çeker ve sırasıyla Kahire'ye oradan da Londra'ya gider. O Londra'ya eğitim için giden ilk Sudanlıdır.
Mustafa Said ile anlatıcıyı aynı sayfalarda buluşturan Nil'in veya Londra'nın cazibesinin ötesinde sömüren ve sömürülenlerin travmatik yazgılarıdır.
Sömürge mantığının içinde kaçınılmaz bir öge olan şiddetin, sömürülenlerin dünyasında görülmesinin ve bu kod diziminin sürerliliği karanlık bir fondur ve eserin başarısı da burada belirir kanımca.
Mustafa sevgiden yoksun büyüyen bir çocuk, başarılı ve yakışıklı bir gençtir. Cazibesi o kadar yüksektir ki Avrupalı kızların gözünde ilahlaşır.Zekasının dışında cinsel gücüyle de etkilediği kadınları bir paçavraya dönüştürüp onları intihara sürükler. Bu bireysel oyunda bereketli ve doğurgan bir kadın gibi düşünülen Güney topraklarının intikamını alır. Artık Avrupa arzu nesnesidir ve Güneyli onu kullanıp kenara atmıştır.
Fakat bu intikam hırsı yine de onu çocukluğundan beri şekillendiren Batı'nın cazibesinden koruyamaz. Batılı yazar ve şairlerin dili dizeleri iliklerinde dolaşırken, kalbi haksızlığa uğrayan toprakları için hâlâ canlıdır.Bu ikilem