Mehmet Poslu

Mehmet Poslu
@MehmetPoslu
Lisans
Kayseri
40 okur puanı
Eylül 2017 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
Kjersti Skomsvold - Çocuk
Puan vermedi·96 syf.··
2026 4. kitabı
Kjersti Skomsvold - Çocuk Bir erkeğin gözünden söyleyeyim; Çocuk kısacık ama insanın içine dokunan bir kitap. Bir kadının hamilelik sürecini ve doğumdan sonraki ilk yılları öyle sahici anlatıyor ki, okurken sadece onu değil, kendi geçmişini de düşünmeye başlıyorsun. Ebeveynlik dediğimiz şeyin sadece “şimdi”yle ilgili olmadığını, insanı alıp kendi çocukluğuna götürdüğünü çok net hissettiriyor. Belki de anne-baba olmak, biraz da geçmişinle yeniden yüzleşmek… Kjersti Skomsvold, uykusuz geceleri, bitmeyen evhamları ve insanın aklına gelen en “olmaz” ihtimalleri bile öyle doğal yazmış ki, ister istemez kendini o duyguların içinde buluyorsun. Üç bölümde (Yeni Yıl, Gün Işığı, Öğleden Sonra) ilerleyen bu kısa metin, sanki bir not defteri gibi; ama içinde hayatın en yoğun hâli var. 92 sayfada hem acıyı hem gülümsemeyi, varlığın hazzını ve yokluğun sızısını aynı anda hissettirebilen, sade ama etkisi uzun süren bir kitap.
1000Kitap
ÇocukKjersti Skomsvold · Jaguar Kitap · 0447 okunma
Reklam
Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley
Puan vermedi·272 syf.··
2026 2. kitabı
Cesur Yeni Dünya – Aldous Huxley Cesur Yeni Dünya, toplumsal istikrar uğruna bireyselliğin ve gerçek duyguların bastırıldığı bir dünyayı anlatıyor. Bu dünyada insanlar daha doğmadan önce hangi sınıfa ait olacakları ve nasıl bir hayat yaşayacakları belirlenerek yetiştiriliyor. Sorgulamayan, tüketen ve sürekli mutlu görünen bir toplum yaratılmış. İnsanların mutsuz olmaması için her şey düşünülmüş: eğlence, tüketim ve gerektiğinde kullanılan “soma”. Ama romanın da hatırlattığı gibi: “Bedelsiz hiçbir şey yoktur. Mutluluğun bedelinin ödenmesi gerekir.” Romanda anlatılan telkin yöntemi hipnopedi bana günümüz dünyasını da düşündürdü. Sürekli tekrar eden görüntüler, kısa videolar ve hızlı tüketilen içerikler bir noktadan sonra düşünce üretmiyor, sadece refleks oluşturuyor. Kitapta beni en çok etkileyen şey, herkesin mutlu olduğu ama kimsenin gerçekten “kendisi” olmadığı bir dünya fikriydi. Çünkü “her şeyin ulaşılabilir olduğu bir dünyada hiçbir şeyin anlamı yoktur.” Belki insanlar bugün ceplerinde “soma” taşımıyor. Ama bazen şu soruyu sormadan edemiyorum: Gerçekten özgür müyüz, yoksa sadece iyi tasarlanmış bir düzenin içinde mi yaşıyoruz?
1000Kitap
Cesur Yeni DünyaAldous Huxley · İthaki Yayınları · 202173,2bin okunma
Albert Camus – Yabancı
Puan vermedi·110 syf.··
2025 19. kitabı
Albert Camus – Yabancı Roman daha ilk cümlesiyle bizi bir tokat gibi karşılar: “Anne öldü.” Meursault’nun annesine gösterdiği kayıtsızlık, aslında ölüm karşısındaki duyarsızlığı değil; hayata, düzene ve toplumun beklentilerine karşı yabancılığını anlatır. Patronunun izni nasıl karşılayacağını düşünmesi bile onun iç dünyasına dair ilk işarettir: O, duygularını değil dünyanın ondan beklediği rolü düşünür. Camus’nün en güçlü tarafı, iklimi, ışığı, güneşi, mekânı neredeyse bir karakter gibi işlemeye başlamasıdır. Morgda tabutun sökülen vidaları, güneşin ikindi ışığı, sıcak, kum… Bunların hepsi Meursault’nun kaderini belirleyecek atmosferdir. Roman boyunca Meursault hep aynı şeyle sınanır: Bir insan hangi anda ve nasıl duygulanmalıdır? Topluma göre bunun bir kuralı vardır. Meursault için yoktur. Meursault annesinin ölümüne değil, tüm hayata karşı aynı kayıtsızlıkta. Onun kayıtsızlığı, hayatın anlamını yitirmiş olmasından değil; hayatın aslında herkes için aynı döngüden ibaret olduğunu görmesindendir. Patrona söylediği gibi: “İnsan hayatını değiştirmez. Her hayat az çok aynıdır.” Sorgu sürecindeki sahnelerle roman başka bir faza geçiyor. Devlet, adalet, mahkeme ve din; hepsi Meursault’yu yargılamak için değil, bir duygu kalıbına sokmak için harekete geçiyor. Bu nedenle adalet mekanizması ona makul gelirken bile, kendi gerçekliğini korumaya devam eder. Hapisteyken söylediği şu satırlar romanın özünü taşır: “İnsan eninde sonunda her şeye alışır.” Bu noktada Meursault, dünyaya karşı yenik değildir; onu anlamış ve kabullenmiştir. Sonlara doğru ölümle yüzleştiği bölümde söylediği fikir ise Camus’nün “absürd” felsefesinin en açık ifadesidir: Ya otuzda ölmüşsün, ya yetmişte. Fark yok. Çünkü ölüm zaten kaçınılmaz. Bu cümle, Meursault’nun hayatı değil; insanın kaderini
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Kaplanın Sırtında
Puan vermedi·324 syf.··
2023 2. kitabı
Kaplanın Sırtında – Kitap Yorumu Bugüne kadar II. Abdülhamid hakkında yazılan romanların çoğu, genellikle kendi mahallesinin yazarları tarafından kaleme alındığı için tek yönlü bir bakış açısıyla karşılaşırdık. Bu kez anlatının Livaneli’nin kaleminden çıkmış olması, başta biraz tedirgin edici görünse de romanın ilerleyen sayfalarında bu kaygının yersiz olduğu anlaşılıyor. Livaneli, Abdülhamid’i siyasi kimliği üzerinden tartışmak yerine, onun kişisel yönlerine, kırılganlıklarına ve sürgün yıllarındaki ruh hâline odaklanmış. Roman, II. Abdülhamid’in tahttan indirildikten sonra Selanik’te geçirdiği 3,5 yıllık sürgün dönemini, kendisinin ve ailesinin sağlık bakımından sorumlu olan İttihatçı Tabip Yüzbaşı Atıf Hüseyin Bey’in tuttuğu defterler ışığında anlatıyor. Dönemin siyasi ve toplumsal atmosferi, kahramanların psikolojik çözümlemeleri ve dönemin sosyolojik yapısı oldukça dikkat çekici biçimde ele alınmış. Yazar, ihtilafa açık konuları aktarırken mümkün olduğunca objektif, titiz ve ölçülü bir dil kullanmış. Abdülhamid’in sürgün günlerini, korkularını, tedirginliklerini ve kendisiyle çelişen duygularını okurken, Selanik’in kaybedilişinin bile ne kadar hüzünlü bir fon oluşturduğunu hissediyorsunuz. Osmanlı padişahlığından sefalet ve yalnızlığa uzanan bu yolculuk, hem doktorun gözlemleri hem de Abdülhamid’in iç sesleriyle derinleşiyor. Onun yeniliğe açık bir aydın olması, Avrupa seyahatlerinde hissettiği geri kalmışlık duygusu, buna rağmen istibdatı savunması; sürgün edildiği şehirde hoşnutsuzlukla karşılanması ve kendi başarısını “kurnazlığına” bağlaması romanın önemli temaları arasında. Livaneli, iktidarın geçiciliğini ve tehlikeli doğasını “kaplanın sırtında olmak” metaforuyla çok etkili bir şekilde işlemiş: Güce binmek kolaydır, fakat inmek her zaman acı ve
Kaplanın SırtındaZülfü Livaneli · İnkılâp Kitabevi · 202215,5bin okunma
İnci
Puan vermedi·102 syf.··
2025 17. kitabı
John Steinbeck – İnci | Kitap Yorumu Kısacık hacmine rağmen çok derin anlamlar barındıran bu eser, Steinbeck’in yalın diliyle insan doğasının karanlık yanını gösteriyor. Balıkçı Kino, eşi Juana ve bebekleri Coyotito’nun hayatı, denizin dibinden çıkan büyük bir inciyle bir anda değişiyor. O inci artık sadece bir taş değil; umut, özgürlük, gurur ve kaderin ta kendisi. Steinbeck bu sade hikâyede büyük bir alegori kuruyor: İnci, insanın arzularının ve zaaflarının simgesi. Okurken karakterlerin korkusunu, umudunu, hırsını hissediyorsun. Kısa ama düşündürücü bir kitap. Anlatımı akıcı, dili sade. Öykü beklediğim kadar sürükleyici olmasa da “okuduğuma sevindim” dediğim bir eser oldu. Bir inci bulursun… Ve hayatın bir daha eskisi gibi olmaz.
1000Kitap
İnciJohn Steinbeck · Sel Yayıncılık · 202349,8bin okunma
Reklam