"Ne çok yaşama telaşı vardı. Hiçbir zaman bu telaşa alışamadım. Belki bilinçli olarak alışmak istemedim. Bu dünya hep gözüme hüznün bir perdesi gibi göründü. Sanki sonunu bilen birisi kadar eminim ki bir gün perdeler kalkacak. Ve bu dünyadan sıyrılmanın en büyük imtihan olduğunu anlayacağız."
Murathan Mungan'ın dediği gibi
bazen akışına bırakmak gerek: "Yürüyüp geçeceksin, hep yürüyüp geçeceksin. Ben öyle yaptım. Hep yürüdüm. Herkesin her şeyi anlamasını bekleyemezsin. Sen yürüyüp gideceksin. Anlayan anlayacak, anlamayan anlamayacak; dünyanın hepsine yetişemezsin ki!"
Yaşarken hiç bitmeyecek sandığımız acıların
sonrasında, ne çok gülüşler yitirmişiz,
ne çok küstürmüşüz umutları, ertelediğimiz sevgiler bir daha karşımıza çıkar mı? "Pişmanlık" işte en büyük acı.
Ömrün kısa bir elbise olduğunu unutmuşuz. Üzerimizden hiç çıkmayacak sanmışız.
"Hayatın en hüzünlü anı, mevsimine kapıldığın kişinin bahçesinde açabilecek bir çiçek olmadığını anladığin andır" diyor şair...
"Herkesin kaderi aynıydı.
Karşısında ulu dağlar vardı: Bir yanı pırıl pırıl, aydınlık, bir yanı gölgeli. Aydınlık ve gölge nasıl yan yana ise, insanın kaderi de öyle, mutluluk ve acıyi beraber getiriyordu: Bir yanda kıvanç, bir yanda kaygi. Hayat dediğin böyleydi işte
Elveda Gülsari, Cengiz Aytmatov