Mehtap Demirel Öztaş

Hayır diyememek öfkeye yol açar. Kendi eliyle kendi varlık ve benlik sınırını ihlal etmiş bir birey, kendine saygısızlık ve haksızlık ettiği için vicdanen rahat değildir ve öfkeyle doludur. Olmak istediği kişi olamamış, olmak istemediği biri gibi davranmak zorunda kalmış, özgüven ve kararlılık gösteremediği için suçluluk ve mahcubiyet hissediyordur. Kendiyle bu denli kavgalıyken, başkasından saygı ve şefkat görmesi mümkün değildir.
Reklam
Misafirperver bir geleneğin evlatları önce ve sadece başkalarını memnun ve mutlu eder. Kendi yer yatağında yatar, misafirini kuştüyü yataklarda uyutur. Kendi aç uyur, yemeği misafirinin tabağına döker. Başkasına ayıp olmasın diye çiğ tavuk bile yer. Oysa kendi canı ne ister, neyi sever, neyi sevmez, neyi tercih eder, neyi etmez, neden hoşlanır, neden hoşlanmaz kendi bile bilmez. Kültürel olarak başkasına hayır demenin ayıp olduğu bilinciyle yetiştirilmiş bir toplumun evlatları olarak, kişisel sınırlarımız ve haklarımızı korumamız konusunda çok da becerikli olmadığımızı söyleyebiliriz aslında.
Zarafet herkesin her dediğini yapmak mıdır? Kibarlık istemediğiniz halde ister görünüp kabul göstermek midir? Reddetmek birini üzmek midir? İstemediğiniz bir şeyi yapmaktan imtina etmek kalp kırmak mıdır? Bir şeyi yapmamayı seçmek, sorun çıkarmak mıdır?
Bencillik X Benlik Bilinci
Bencillikle benlik bilincine sahip olmak aynı şey değildir elbette. Bencil insan “Ben mantı yemek istiyorum, o halde hep beraber mantıcıya gidiyoruz” der. Benlik bilincine sahip bir insansa “Ben mantı yemek istiyorum, siz ne yemek istiyorsanız onu yiyin. O zaman mutfağı zengin bir yere gidelim” der.
“Kötülüğün yapraklarını kesen her bin kişiye karşılık, ancak bir kişi köküne saldırır.’ Biz de yaşantımızda çok önemli değişiklikler yapmak istiyorsak, o zaman tutum ve davranışlarımızın yapraklarını kesmekten vazgeçerek kökler üzerinde, yani, tutum ve davranışlarımızın kaynağı olan paradigmalar üzerinde çalışmalıyız.”
Reklam