Ve sevgili dostum, yanlış anlaşılmaların ve tembelliğin, dünyada entrika ve kötülükten belki daha fazla yanılgıya yol açtığını bu küçük meselede bir kez daha anlamış oldum. En azından entrika ve kötülük daha sık yaşanan şeyler değil.
Kuru ve sabit gözlerin arkasında
nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür.
Normal insan, dengesiz insandır. Çünkü insan, ateş üstünde duran su dolu bir kazana benzer. Nasıl içindeki su kaynayınca
kazanın kapağı atarsa, makinelerin buhar kazanlarına da artık buğu dışarı fışkırsın diye supap yapmışlardır. Buğunun arttığı
dışarı fışkırır delikten kazandaki buğu da gerektiği kadar kalır ,yani dengede durur. Yoksa kazan patlar. İnsan da böyle işte.. Kızınca, duygulanınca, üzülünce, acılanınca, insan içinden bişey boşaltacak ki, patlamasın da dengesi yetine gelsin. Ee nasıl içini fışkırtacak? Nasıl kazanın supabı varsa, insanın da bir tahtası eksik
olacak ki, burdan dışarıya su koyversin....Bu yüzden işte, dengeli insan bir tahtası eksik insan demektir. O normal denilen, tahta eksik olamayanlar, günün birinde birden patlayp bombok olur, bi daha da onarılmazlar.