Aklı, ilmi ve ibadeti bir ve aynı kabul eden bir medeniyet, günde yirmi dört saat çalışan mensupları sayesinde var-oldu, bundan sonra da ancak ve ancak bu şekilde var-olacak...
Sözlük anlamında “yoksun olmak, bozulmak, durmak, ihmal etmek, kesilmek, hasara uğramak, felç olmak” gibi pek çok olumsuz mana bulunan tatil kavramı, hiç şüphesiz ne ilim, ne akıl, ne de ibadet için geçerli olur; aklını tatile gönderen bir medeniyet sürekliliğini muhafaza edemez. Kısaca, akılda/akletmede tatil olmaz; ibadet tatil kaldırmaz; ilim tatile çakmaz.
Bir taşın ibadeti taş-olmaklığına, bir ağacın ibadeti ağaç-olmaklığına, bir arının ibadeti ise arı-olmaklığına göre var-olması ve buna uygun/göre davranmasıdır. Bundan dolayıdır ki, insanın en temel ibadeti içerisinde gömülü sırra, insan-olmaklığını mümkün kılan niteliğe göre yaşamasıdır ; diğer tüm ibadetler insanı bu temel ibadete hazırlamak içindir.
Bir kişi yaşadığı topraklarda yerli mi, yabancı mı, gezgin mi, işgalci mi yahut sömürgeci mi olduğunu öğrenmek istiyorsa mensup olduğu anlam-değer dünyasının o topraklardaki işaretlerine ne kadar aidiyet duyduğuna bir baksın.
Bu bakış ona hakikati fısıldayacaktır.
... bir yerin, toprağın yurda dönüşmesi de insanın duyu, duygu ve düşüncelerini o yere, toprağa işaretlemesiyle mümkündür. Toprak, üzerinde yaşayan insanların duyu, duygu ve düşüncelerinin işlendiği kanaviçe, dantel halini alırsa yurt olur.
Nitekim tarihi hafızadan İslam kelimesi silinse onun yerine ilim kelimesi ikame edilebilir. Çünkü hem imanı hem İslam’ı hem de ihsanı mümkün, sahih, müstakim ve muhkem kılan ilimdir.