Toprak çiçeği kıskanmadı. Böcek ağacı, ağaç da
kuşu... Yaşam ölümden güçlü değildi. Ölüm de yaşamdan. Gece gündüzden üstün değildi, ateş de sudan. İşte
buna var oluşun ahengi denirdi ve aralarında asla faustvari bir pazarlık olmadı..
Yazarın önceki kitaplarını da okumuştum. Sevdiğim bir yazar ve son kitabında tarzının dışında bir çalışma olmuş. Zaten kitabın ismindeki manifestoyu görünce bir başkaldırı hissetmiştim. Kitap sanki körelmiş duygularınıza bir iğne ile hafiften dokunup sizi körelmiş duygularınıza uyandırıyor. Hayata dair sorgulanacak asıl şeylerin farkına varıyorsunuz. Ben sadece kapak görselini beğenmedim. İçerik harika tavsiye ediyorum.
İlham, ansızın kendiliğinden açığa çıkıp var olamazdı.
Çünkü o, dünün rahmine gebeydi. Bugüne katkıda
bulunduğun her şey dün ne biriktirdiysen onun izleriydi.
O yüzden ilham; geçmişteki özverimiz, edindiğimiz
bilgi ve deneyimlerimizden beslenirdi. Öyle durduk
yere kendi kendine sirayet edecek bir şey değildi.
İlham, büyük bir birikimin patlama anıydı.
Ne zaman büyük sırların kapısını çalmak istesem
aklıma; ‘şiiri seviyorsan şairinin kapısını çalmaya gitmeyeceksin’
sözü geliyor ve duraksıyorum. Sonra düşünüyorum,
sanırım bazı büyüler bozulmayınca insanı
geliştiriyordu. Ya da neyle karşılaşacağını bilmediğin
bir yolculuğun sonunda hiçbir şey ile yüzleşememek de
büyük bir hayal kırıklığı yaratabilirdi diyorum
Ve sonra sonsuza kadar o büyük sırrın bilinmezliği
ile yaşamalıydım diyor, arkamı dönüp o sırrın kapısını
çalmadan uzaklaşıyordum.