Her adımladığı yol, aslında o hayalini kurduğu eve
çıkan gizli bir patikaydı. O ev, uzaklarda bir diyar değil,
bizzat kendi içinin derinliklerinde saklıydı.
Oysa bütün o devrimler, büyük dönüşümler, bilimsel ve teknolojik gelişmeler kuşkunun rahminden doğmuştu. Bir birey ya da toplum ne kadar kuşkuluysa
o kadar değişip dönüşebilirdi ve yaşamına o kadar katkı
sağlayabilirdi. Yani kuşku varsa değişim vardı. Kuşku
yoksa esaret ve kölelik vardı.
O yüzden kuşkunun sancıları, hakikatin ışığını yakardı.