"Hepimiz bir diğerinin uydurmasıyız, her birimiz diğerini kendi zihninde oluşturur. Hepimiz bir başkasının yazarıyız." Bu saptamaya kendimizi de katabiliriz: Kendimizin de yazarıyız, kendimizi zihnimizde oluşturuyoruz, hepimiz kendimizin de uydurmasıyız. Daha edebiyat alanına geçmeden, "gerçek" dünyamızın içerisindeyken de ara bölgelere çarpıp yüzleşmek durumunda kalıyoruz. Sandığımız kişi miyiz? O bizim sandığımız kişi mi?
Ayhan, hep daha dolu daha anlamlı bir hayat olduğuna inanan, böyle bir hayatı bulmak için, yalnızlığı, ardı arkası gelmeyen soruları ve uzun yolculukları göze alan kahramanlarınla, hiç merak etme, gelecekteki insan topluluklarına da bir şey söylersin, söyleyeceksin.
Ara ve soluk renkler var olduğu sürece Behçet'in sesi de geleceğe ulaşır.
Bizi bağlayacak başka bir şeye rast gelmediğimiz için mi ya da başka bir şeye bağlanabileceğimize aklımız kesmediğinden mi? Gerçi, bu bağlanmanın iradi olduğundan da kuşkudayım. Bir gün kendimizi bağlanmış buluyor da olabiliriz.
Ben'in bir sürekliliği var. Benim bir sürekliliğim var. Aynı hatıraları hatırlıyorum, bazı görüntüler onlarca yıldır benzer duygular yaratıyor, mesela içine düştüğüm kimi durumların yarattığı hüsran duygusu da, bundan kurtulmak için denediğim teselli yolları da çok değişmedi. Ne yalan söyleyeyim, bu süreklilik iyi kötü sabit bir benlik, devamla da güvenlik ve yerleşiklik duygusu verirken bir yandan da hayli sıkıcı. Çoğunu hatırlamasam da rüya görmeyi bu nedenle seviyorum; sıkıcı süreklilik kırılıyor.