"İnsanın sonsuzluğunu kendinizin yalınkat gerçeğine indiriyorsunuz. İnsan ruhunu incitiyorsunuz. Erdemini, zaafını, yüceliğini, küçüklüğünü kendi hapishanenize doldurup yok ediyorsunuz. Ana rahminden koparıyorsunuz. Arzusundan koparıyorsunuz. Sözünü, sağır bir çarmıha gerip, altında durmadan konuşuyorsunuz. Sonra da büyüklüğünden ve sessizliğinden derin bir ürperti duyarak, yine de eserinize hayranlıkla bakarak, yarattığınız bu sonsuz çöl içinde bir yudum su özlüyorsunuz.
Tuhaf bir ölümü yaşayıp gidiyorsunuz."
A cherry blossom petal floated in on the breeze through the wide-open window, and I suddenly started to feel sentimental.
I, too, was now stepping out into a whole new world.
I had no idea what was wrong with me. I'd just been living my life like everyone else around me. It was like the ladder I'd been climbing had been pulled away and I'd been left hanging there in space.
Biz hayvanları, bitkileri bilmeyiz, anlamayız ama dahası belki bir insan olarak ben bir başka insanı bile bilemem, görünüşte birbirimize benzesek bile. Kimbilir belki kendimi bile bilmiyorumdur, bende kendim dediğim bilinmez, koca bir kıta uzanmaktadır.