"İnsanın sonsuzluğunu kendinizin yalınkat gerçeğine indiriyorsunuz. İnsan ruhunu incitiyorsunuz. Erdemini, zaafını, yüceliğini, küçüklüğünü kendi hapishanenize doldurup yok ediyorsunuz. Ana rahminden koparıyorsunuz. Arzusundan koparıyorsunuz. Sözünü, sağır bir çarmıha gerip, altında durmadan konuşuyorsunuz. Sonra da büyüklüğünden ve sessizliğinden derin bir ürperti duyarak, yine de eserinize hayranlıkla bakarak, yarattığınız bu sonsuz çöl içinde bir yudum su özlüyorsunuz.
Tuhaf bir ölümü yaşayıp gidiyorsunuz."
Kim bilir, kim bilebilir ne güzel bir histir tam olmak?
(...)
Ve genç kız olmak o kabukta, yeryüzünün tek ele geçirilmez kabuğu, duvarları beş metre kalın, çatlamaz, kırılmaz. Dışarıdan ve içeriden ve hatta derinde hiçbir düşmanın yıkamayacağı o iç dünyada büyümek, ağaçlar hep aynı yerde, duvarlar hep aynı kalınlıkta, bahçe desen bahçe, uyku desen uyku. Var olmak böyle bir şey olmalı. Kim bilebilir?
A cherry blossom petal floated in on the breeze through the wide-open window, and I suddenly started to feel sentimental.
I, too, was now stepping out into a whole new world.