Normalde otomatik hale gelmiş bir davranışı stres altında yaparken hareketlerinizi kontrol etmeye kalkarsanız düşünmeden yerine getirmeyi öğrendiğiniz karmaşık bir senaryoyu paramparça edersiniz. İç sesimizin bizi bir problemin içine daldırma eğilimi de aynı şekilde sonuçlanır. İç ses, parçalarının toplamı halindeyken işlev gören bir davranışın her bir parçasına aşırı odaklanmamıza yol açar. Sonuç: Fazla analiz nedeniyle kıpırdayamaz hale gelmek, yani analiz felcidir.
Zaman geçtikçe insanlar geliştikçe daha bir derinden düşünüp derinden hissettikçe ortaya psikiyatri bilimi çıkmış. Bu bilime insanı kendisiyle barıştırma sanatı da diyebiliriz. Bir terapiste gitmek ona hayatınızla ilgili bişeyler anlatmak bunları bir yakınınıza anlatmaktan çok farklıdır. O sizi yargılamaz. Sizi sadece siz olarak dinler. Bu aktif bir dinleyiştir. Dinledikleri ile sizi tanımaya, anlamaya, sorunlarınızın nereden kaynaklandığını bulmaya çalışır. Hepimiz birileri bizi dinlesin, anlasın isteriz. Çünkü hayat bizi anlamaz, biz de hayatı.
Ölüm, sahip olduğumuz en büyük korku değildir; en büyük korkumuz yaşamak için risk almaktan korkmamızdır. Gerçekte kim olduğumuzu ifade ederek yaşayabilme riskini almaktan korkuyoruz. Hayatımızı, başka insanların taleplerini, beklentilerini karşılamaya çalışarak yaşamayı öğrendik.