Melek

Melek
@Melekrona
19 okur puanı
Eylül 2018 tarihinde katıldı
Neden Okuyoruz?
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2020 6. kitabı
Neden okuyoruz? Neyi arıyoruz? Aradığımızı bulabiliyor muyuz? Dahasi ne aradigimizi biliyor muyuz? Kendimizi bulmak için mi? Varoluşumuzu anlamak için mi, hakikati aramak için mi ? bilgi irfan sahibi olmak için mi? hoşumuza gittiği için mi? boş vakit değerlendirmek için mi? ……..Peki öyleyse neden okuyoruz? Bilgi denen şeye susayıp durmuyor muyuz? Hep içimiz sorularla taşıp durmuyor mu sürekli? Okumalarımız bu yüzden midir? Prensi bulacağız diye binlerce kurbağa mı öpeceğiz ? O zaman ne aradığımızı ve nasıl arayacağımızı anlamak ve ona göre aramak lazım değil mi? Gözümüzün kulağımızın zamanımızın değerini bilemeyip, elimize geleni her şeyi okumaya aramak mı diyoruz? Çok kitap okuyarak; Kendini aramaya fazla verdiğini mi söylemek istiyorsun? Peki hala bulamıyor musun? Yolun yarısına geldiğimiz bu yaşta bile ve üzerimizde aydın, entelektüel, okuyan giysisi varken ; kendimize hala arayan biri dememiz çok ilginç değil mi! ‘’…Bir kimse hep arıyorsa gözü aradığı şeyden başkasını görmez çokluk bir türlü bulmasını beceremez dışarıdan hiçbir şeyi alıp kendi içine aktaramaz. Çünkü aklı fikri aradığı şeydedir hep . Çünkü bir amacı vardır. Aramak bir amacı olmak demektir. Bulmaksa özgür olmak, dışa açık bulunmak hiçbir amacı olmamak. Aramanın peşinden koştuğundan önündeki bazı şeyleri görememektir ..’’diyor Siddharta biz arayanlara yani 1000kitap üyelerine; Ve devam ediyor; Kısaca İnsanın kendi Ben’inde asıl pınarı bulmak onu bulup özümlemek başka türlüsü ise sadece aramak yalnız dolambaçlı yolda şaşırmaktır diyen Siddharta için kısaca Öze ulaşamayınca aramak boşuna! Derdimizin ne olduğunu bilmek; doğru soruları sormak ve onu dert ederek hedefimize doğru kararlılık göstermekten geçiyor. Tıpkı Siddharta’nın Taş örneği gibi; ‘’…diyelim suya bir taş attın en kısa
SiddharthaHermann Hesse · Can Yayınları · 202446,9bin okunma
Reklam
8/10
·303 syf.··
2020 5. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 09 Mart 2020 14:42
Romanın girişinde ’..194x ’lı yıllar….. ‘ vurgusuyla; Cezayir’in Oran şehrinde farelerin getirdiği salgın hastalık ‘Veba’yı özel bir olay olmaktan çıkararak Evrenselliğe taşır Albert Camus. Tarih ve yer fark etmez. Nazizmin yayılması, Almanya’nın Fransa işgali, Fransızların Setif ve Guelma katliamında 45 bin Cezayirlinin öldürülmesi gibi.. Olmuş ya da olabilecek savaşlar ve katliamlara veba salgını ile sembolik olarak gönderme yapar. Türkiye’nin ve Dünya’nın bugünkü vebası Corona virüsü, İdlib ve mülteci sorunu ; Camus’nun tarih tekerrürden ibarettir sözü ile teyid eder adeta. 2020 yılının vebası ile romandaki Veba’nın ortaklığı vardır ; Hazırlıksız gelen felaket, ölüm, acı, çaresizlik, savaş, yetersizlik, mücadele, acizlik, sefalet, sıkışmışlık, duvarın öte yanı, çocuklar, olmayan direniş, kabul görme, yazgı , devletin yüzü, durumdan rant sağlama, din tüccarları, acıyı ölümü yaşayan içerdekiler, flu bir film seyreder gibi beş dakika sonra gülüp bambaşka bir sohbette kendini bulan dışarıdakiler, farkındalık , kanıksama, duygusuzluk, umursamazlık, tutsaklık, karantina … Veba; 194x yıllarında Oran şehrinde farelerin getirdiği bir salgın hastalığa karşı mücadelenin romanıdır. Hızlıca yayılan ve gittikçe çok sayıda kurban alan veba salgını ; Oran şehrini hazırlıksız yakalamış, ölüm acı, çaresizlik tutsaklık, acizlik yaşanırken, Camus veba ile insanların maskelerini düşürüp gerçek yüzlerini açığa vurur. Dolayısıyla Oran halkını, insanını , devleti , kurumlarını da tanımış oluruz. Roman kahramanı Oran şehrinin insanlarıdır. Oran halkı tüm insanlığı temsil ederken; veba ‘da insanın içindeki kötülüktür. Romanın geçtiği yer Oran şehri; Fransız ilinden başka bir şey olmadığı güvercini, ağacı bahçesi olmayan tam anlamıyla yansız bir kent olarak tariflenir.
VebaAlbert Camus · Can Yayınları · 202024,5bin okunma
10/10
·78 syf.··
2020 4. kitabı
Üzerine yazılmış ve yazılacak kütüphaneler dolusu zor bir konuyu 66 sayfada anlatmak. Bu başarı Herman Hesse’e aittir. Şiir için daha yoğun daha rafine deriz. İnanın şiir az kalır. Bilirsiniz şiir İçine girdikçe manayı yakaladıkça ulaşılır. Bu kitap şiirden öte, Şiir-roman olmuş. Hem rafine hem öz hem net hem örnekleyebilmek hem her şeyi anlatabilmek hem derin ve de derli toplu. *** Hakkında bilgi verilmesi yasaklanan bir Cemiyetin üyesi olan H.H. o eşsiz yolculuğa Doğu yolculuğuna bu cemiyetin üyeleri ile birlikte katılır. Cemiyet bu yolculukla çok yüce hedefler gütmesine karşın, tek tek her katılımcının kendi özel hedefini belirlemesi şartıyla yolculuğa katılmasına izin verir. Cemiyet için kurallar ve sadakat önemlidir. Diyerek mükemmel yolculuğuna başlar. Yolculuğun tamamlanmasıyla ; **İnsanlar denenip sınavdan geçirilmeden sadece ‘iman ettik’ demekle bırakılacakları mı sanıyorlar? Ayetini hatırlatıyor Herman Hesse ; Gerçek inanan olmanın anlamını ve şartlarını ana çizgileriyle ortaya koymasının yanı sıra, gerçek anlamda inançlı olmaları için, yalnızca ‘inandık’ demelerinin yeterli olmadığını, inancın ne olduğu , nasıl olması gerektiğini , koşulları şartlarına dair cevapları Doğu yolculuğunda iyi bir kurgu ile çok sağlam anlatıyor. Doğu yolculuğunun en önemli kişisi en çok hizmet edenin en çok sadakat edenin aynı zamanda cemiyetin lideri Yüce makamda bulunan Leo’dur. Bu öyle bir davadır ki bireysel zevk hırs ego yoktur. En çok inanan hizmet eden aynı zamanda bu davanın lideridir. Bu davada dünyanın, delilin,mucizenin, aklın anlamı yoktur. Romanda Leo bir ide bir fikir dir. Yolculuk esnasında Leo’nun kayboluşu, grubun dağılışı, sonradan Leo ile karşılaşma, sorgulama arşivin teslimi ve romanın sonunda H.H. nin Leo’nun mumunda eriyip
Doğu YolculuğuHermann Hesse · Can Yayınları · 20193,372 okunma
Puan vermedi·531 syf.··
2020 3. kitabı
DOLMADAN BOŞALAMAZ.. ‘içi ne kadar doldurulursa doldurulsun yine de hafiftir hayat. Çünkü altı deliktir. Delikse ölümdür! Bütün kazançlar bu delikten kayıp gider’ ve böylece kendi vahşiliğini mevcut dünyayı reddedişini kendince meşrulaştırırdı. Ama bu sözü söylemesinin bir nedeni daha vardı. O da bahsettiği deliği tıkayacak yeteneğe sahip olmadığını bilmesi. Bilmiyordu sevgiyle dostlukla aileyle o deliğin kapanabileceğini. Sahip değildi bu değerlere…..‘ DELİKSE ÖLÜMDÜR! Hakan Günday, Büyük deliğin korkusu ile hayatı kevgire çevirdiğimizi, romanında 31 kez delik sözcüğünü kullanarak gösteriyor. Belki de hayat kevgirden huniye doğru evrilen süreçtir. Her gördüğü delik ölümü hatırlatıyor. Delik madem kapanmıyorsa süreci hızlandırmak, ölüme hızlı gitmek… Daha çok daha çok delik açarak büyük ölüme Sayın Günday’a göre büyük sona ulaşmak Romandaki delikler neler… # ..kadın,ister kova şeklinde olsun, muhakkak bir deliğe sahip olması gerekiyordu… # ..Sigarasının dumanını burnunun deliklerinden… #....duvarlarında açılan kurşun deliklerinden… #..bütün eşyalarını ceplerine, kıç deliklerine, kulak arkalarına… #....ensesinde bir delikle yere serilirken.. #..Buzdolabında açılan deliği kafası… #...lavabo deliğini tıpasıyla tıkayıp… #...taşın deliklerinden çıkan ve odayı aydınlatan projektorler gibi.. #...binlerce küçük delikten sızan binlerce ışık huzmesinin… #..sadece kafamı kaldırdığımda deliklerden birinin… #...yerde yatan ensesi delik cesedin… #..karanlık deliklerde dönen dolapları… #...hafızamda ufak delikler açıyordu…. #...güvercin ve martı bokuyla dolu delikler kurumuş pislikle sıvandı… #..Afrika! Dünyanın kara deliği… #...duman ahşap ahırın deliklerinden dışarı sızmaya… #...kapının öbür tarafına geçerek delikler oluşturacaktır… #..sözkonusu ufak delikleri
Kinyas ve KayraHakan Günday · Doğan Kitap · 202535,3bin okunma
Puan vermedi·385 syf.··
2020 2. kitabı
Saramoga bir iddia ile kitabını yazıyor. İncil'i okuyun ve inancınızı kaybedeceksiniz” diyor. Saramoga İnsanlara “İncil'de tasvir edilen Tanrı'ya güvenmemelerini Tanrının sadece aklımızda var olduğunu söyleyebilir. Karşı çıkabilir, Red edebilir, Eleştirebilir. ANCAK; Saramoga İsa’ya göre İncil’i yazarken ; Bel altı bir dil kullanarak, dalga geçerek değersizleşen Tanrı algısı yaratarak aslında “tüm dinlere karşı” yazmıştır. Aşağıda maddeler halinde kitaptan alıntı ve yorumlarımı detaylandırıyorum ki Saramoga’ya haksızlık etmediğimi düşünün.:) Bu bel altı dil deyip küçümsemeyelim. İnsanlarda oluşturulan algı önemli. Bu dili kullanarak Saramoga beyinlere çakıyor. En en basitinden tıpkı İsa’nın babası kim diye sorsak kitabı okuyan herkes YUSUF der. Kafalara Saramoga YUSUF diye çaktı!! ***** Google’da Mit/ Söylence :nedir diye sorduğumda; kuşaktan kuşağa yayılan, toplumun düş gücü etkisiyle zamanla biçim değiştiren, tanrılar, tanrıçalar, evrenin doğuşu vb.yle ilgili, imgesel, alegorik bir anlatımı olan halk öyküleridir. Mitoloji kelimesi sözlükte; Bir din veya bir halkın kültüründe tanrılar, kahramanlar, evren ve insanın yaratılışına dair tüm sözlü ve yazılı efsane/söylencedir. Der. Siz hiç bugüne kadar, mitolojik (Yunan ,Mısır gibi) söylencelerin bu denli değersizleştirilmiş basitleştirilmiş, bel altı yapılmış, istediği yer alınıp istemediği yerle dalga geçilmiş,( Nobel ödülü almış bir roman demiyorum ) bir metin bir yazı okudunuz mu merak ediyorum Aksine ciddiyetle konuşulup, değer atfedip mitoloji yani söylence gerçek gibi değerlendirilip felsefedeki karşılığı aranmıştır. Örneğin Yunanlı yazar Kazancacis /Zorba romanında da kahramanımız Allah’a inanmayan ateist biri idi. Ancak romandaki dil tarz hiçbir zaman Saramoga kadar basit saldırgan düzeysiz bütünlüksüz
İsa'ya Göre İncilJosé Saramago · Kırmızı Kedi Yayınevi · 20183,130 okunma
Reklam