Uzun zamandır okuma listemde bulunan biraz uzun olması sebebiyle okumayı sıkça ertelediğim o roman. Kitap okuduğum ilk Charles Dickens eseri ama son olmayacağına kendi adıma emin oldum. Çünkü kitabı okurken o anları yaşamış gibi hissettim ki bunu çoğu kitap yapamaz.
Kitaba gelecek olursak öncelikle şunu belirtmekte fayda var ilk 150 sayfada olan olayları tam idrak edememe olayları bağdaştıramama ihtimaliniz var ama emin olun ki ilerleyen sayfalarda tüm bağlantılar ve olaylar zihninize çok net bir şekilde yerini alıyor. Kendinizi olaylar yaşanırken orda bir yerde izleyen bir ruh gibi hissediyorsunuz kitap bence bu kadarını başarıyor. Kitabın asıl üzerinde durduğu konu ne deseniz bir cevap verebilir miyim emin değilim. Fransız devrimi mi , bir aşk hikayesi mi, yıllarca hapiste kalmış bir adamın tekrardan yaşama tutunma çabası mı , fakir halkın uğradığı haksızlıklar ve zulüm mü, yoksa hepsi birbirinden güzel yazılmış karakterlerin yaşamı mı bilemiyorum . Galiba hepsi birden.
İki şehrin hikayesinden kast edilen İngiltere ve Paris zannetmiştim kitabın başlarında belki gerçekten öyledir ama şuan pek de öyle düşünmüyorum. Bence asıl iki şehir "Devrim" öncesi Paris ve devrim sonrası Paris'in hikayesi. Monarşiden bunalmış, burjuvanın zülmünden bıkmış bir halkın mücadelesini okuyabildiğiniz bu roman kitabın ilerleyen sayfalarında size şunları da düşündürtüyor; giden iktidardan sonra gelen pek mi iyi oldu peki? Monarşiden diktatörlüğe uzanan bu yolculuğun sonunda kararı okur verecektir. Hızlıca görülen davalar , haksız yere idam cezasına çarptırılan onca insan öbür tarafta da yüzyıllarca ezilmiş hor görülmüş bir millet seçim sizin.
Ve son olarak kızının kendi varlığını bilip bilmediğinden bile emin olmayan bir baba, kızının sevigisinin onu iyileştirme gücü, ayrı