"Îkra Kıtâbek"
Kendi kitabını oku.
Arayıp bulmalı satır satır, hece hece ya gündüz yahut gece olsa da bir bilmece bir bilene sormalı.
Kendini kendinde bulmalı.
FERİT EDGÜ
"Ben herhangi bir yorum yapacak değilim.
Ama yazabilirim. Korkularımı, kaygılarımı, düşlerimi, düşüşlerimi yazdığım gibi bu eylemi de yazabilirim. Çünkü yazmak da bir eylemdir.
Bugün dükkânlar kapalı olabilir. Ama anlatım yolları her zaman açıktır. Belki ben bir gün, yazarım bu eylemi."
(Ve bu eylemi 101 durum şeklinde anlatmış.Bir gün bişeyler yazmak istesem büyük fayda sağlar duyguyu,durumları nasıl bir dil nasıl bir üslup kullanacağım konusunda çok iyi bir rehber ve örnek olurdu )
..............................
Yarı ölü bir sokakta yazıyorum bunları. XX. yüzyılın bir kapalı, perişan Perşembesi. Kalemimi bilemek için belki. "Hadi ozan, konuş bakalım" denildiğinde hazır olmak için.
Titriyor elim. Kalemim. Sesimin bozuk tellerinde nikotin.
FERİT EDGÜ ....
Ben, ünlü bilgin Jean Rostand'ın dediği gibi, "Kendini boğazlatmayacak tanıklara inanıyorum." Ama kurtla kuzuyu ayıramadığımız gibi, doğru söyleyen tanıkla, yalancı tanığı da birbirinden ayırmakta güçlük çekiyoruz. Bu durumda kime inanacağız? Sokrates'in dediği gibi, "Bilmiyorum, ama öğrenmeye çalışacağım."
Salâh Birsel'in Kurutulmuş Felsefe Bahçesi'nde okuduğuma göre Clebert (Colbert?), "Çorbanın yokluğu yıkımdır" dermiş. Eh, bugün birçok evde çorba tenceresi kaynamadığına göre, yıkıma biraz daha yaklaştık.