Uçun kuşlar, uçun doğduğum yere;
Şimdi dağlarında mor sümbül vardır.
Ormanlar koynunda bir serin dere,
Dikenler içinde sarı gül vardır.
O çay ağır akar, yorgun mu bilmem?
Mehtabı hasta mı, solgun mu bilmem?
Yaslı gelin gibi mahzun mu bilmem?
Yüce dağ başında siyah tül vardır.
Orda geçti benim güzel günlerim;
O demleri anıp bugün inlerim.
Destan-ı ömrümü okur dinlerim,
İçimde oralı bir bülbül vardır.
Uçun kuşlar, uçun burda vefa yok;
Öyle akarsular, öyle hava yok;
Feryadıma karşı aks-i seda yok;
Bu yangın yerinde soğuk kül vardır.
Hey Rıza, kederin başından aşkın,
Bitip tükenmiyor elem-i aşkın,
Sende – derya gibi – daima taşkın,
Daima çalkanır bir gönül vardır.
Son sayfalarını göz yaşı içinde okuduğum mükemmel bir eser gerçekten türk edebiyatının şahı olabilir benim nezdimde elbette Talat ve Fitanıtın bir göz göze gelemeyle başlayan mükemmel aşkının fitnatın babasının kim olduğunu öğrendiği acıklı sona kadar hayretle okudum dönemin kadına karşı gösterildiği değersizlik kitapta insanı sinir edecek şekilde ifade edilmiş olması gerçek anlamda sürükleyen ve düşündüren bir yapıt