Bir kadın bir adamı yağmur mevsiminde bırakmış; binlerce çocuk gözyaşını emerek büyüyormuş; kırlangıçlar büyük kentleri çoktan terk etmiş; kimse düşlerine sahip çıkamıyormuş; sevgi parayla yaşanan bir lüks olmuş; bir halkın onuru için binlerce genç ölüm orucuna yatmış; balkonlarda çiçekler giderek azalıyormuş; yaşlılar bir bir parklardan çekiliyormuş; çocukların soluğu anne teni kokmuyormuş; herkes penceresine ikinci bir perde çekiyormuş; yalan yeminin ikiz kardeşi olmuş; ekmeklerden sonra şarkılarda bozulmuş; insanlar inceliğini bir ip gibi boynunda taşıyormuş; para sesini yükselttikçe susan insan artıyormuş; hapishanelerinde birer büyük kent olmuş; herkes eşyalarıyla sevişiyormuş; gurbet artık evlere gelmiş; sular bile deterjanla temizleniyormuş; aşkın hiçbir gizi kalmamış... Bütün bunlar dünyayı daraltırmış; herkesin yenik olduğu yerde güçlü olmak, bir bataklıkta birinci olmak kadar gülünçmüş; kötülük yapmak için bile insanın ayakta duran insana ihtiyacı varmış...
Seni hiçbir dünya telaşına değişmedim ben. Evlerin ve kalabalığın ağırlığını sana üstün tutmadım. Yoksulluğun acısından hafif bilmedim acını. Nereye gidersem gideyim seni yürüdüm hep. Sevincini bir barış, bir bayram sabahı gibi taşıdım içimde.