Wells bu kitabında emperyalizmi eleştirmiş.
O dönemde dünyanın birçok yerini istila eden İngiltere, istila etmek kavramını ilk defa kendisi yaşadı. Kendinden çok daha gelişmiş bir medeniyet olan marslılar, İngiltereyi çaresiz bırakan devasa bir yıkıma uğrattı. Halk ne yapacağını bilmeden kaçtı sadece.
Yazar kitapta çok güzel bir mesaj vermiş. Marslıların sonunu getiren şey, insanoğlunun zekası, güçlü silahları ve modern topları olmuyor. Dünyada bulunan mikrop ve bakteriler oluyor. Marslıların bedenleri, bağışıklıkları olmadığı için bu organizmalar ile savaşamıyor. Fakat insanların vücudu her gün niceleri ile savaşıyor. Bu dünya insanlara aittir diyebiliriz böylece. İnsanoğlu bu bağışıklığı kazanabilmek için, tarihten bu yana çok bedel ödemiş.
Kurtuluş, insanların çoğu zaman önemsemediği minik canlılar sayesinde olmuş. Güç algısını yeniden yansıtan, çok derin bir mesaj vermiş Wells. Kibrin boşa gidişini vurgulamış.
Duygusal açıdan kitapta beni en etkileyen konu, kahramanın karısına kavuşmaya çalışması oldu. Karısını Leatherhead’e, kuzeninin yanına bırakmak zorunda kaldı ve sonra ayrı yerlerde mahsur kaldılar. Marslılar her yeri istila edince, ikisi olduğu yerde gizlenmek zorunda kaldı. Kitap boyunca aklı karısındaydı ve hep ona gitmeye çalıştı.
Sonunda kavuştular..
Evrim bizden yana oldu kitapta :)
Bize şanslarımızı hatırlatmış, önemsemediğimiz şeylerin aslında ne büyük değer olduğunu..