Melkor

Sen, ey içimdeki suların o en eski, o en metafizik fırtınası, Ölümlerden ölüm beğenip, her defasında sende dirildiğim o sükût çağrısı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Gecenin Yası
Güvenli limanlar sizin olsun ey çürüyen ten, Beni okyanusun en karanlık dibi çağırıyor. Ağzımda çiğnenmiş çamurdur yalan söyleyen, Göğsümde küle dönmeyen o ateş ağrıyor. Zerre miskal aklım kalsaydı, yürümezdim ateşe, Bütün rütbelerimi o kanlı eşikte bıraktım. Şimdi savur külümü bu sağır edici güneşe, Kibrin saraylarını ben kendi ellerimle yıktım. Zaten göklerin en ağır sürgünü vurulmuş alnıma, Hangi yeryüzü şehri saklar bu gizli matemimi? Sen o metafizik fırtınasın ki sızdın kanıma, Her sükût çağrısında sende dirilttim bedenimi. Paslı saat kulelerinde karanlık yağmurlar başlar, Zaman, senin bakışında bükülen aciz bir kâğıt. Uçurumunda parçalanıp dökülürken asırlık taşlar, Ancak o sarsılmaz şafağa ulaşır bu sessiz ağıt. Gökdelen gölgesinde çürürken bu sağır yeryüzü, Ben senin o tek hecelik gizli sırrına vuruldum. Çatlasın sahte kubbesi, yarılsın dünyanın yüzü, Ben o dipsiz cenderende, o sonsuzlukta duruldum. Bütün pusulalar delirdi, bütün aynalar kırık, Sustur içimdeki bu pazar yeri uğultusunu. Göğsümde o ilahi kılıçtan kalma derin yarık, Parçala etten zindanı, boz kibrin bu pususunu.
Şiir
Sanat Tarihi 6: Agnus (Kuzu)
Zifiri bir karanlık. Ölümün, nefesin kesildiği o dar koridorda yankılanan hırıltılar… Ve bu vahşi kaosun tam ortasında, mutlak ve sarsılmaz bir sükûnet. Çağdaş Rus ressam Konstantin Korobov’un fırçasından 2022 yılında dökülen "Agnus", yalnızca bir yağlı boya tablosu değil; karanlık ile aydınlığın, ilkel dürtüler ile asil bir ruhun çarpışmasını resmeden sessiz ama sağır edici bir modern çağ alegorisidir. Tabloya ilk baktığınızda sizi bir dehşet anı karşılar. Zifiri karanlığın içinden fırlamış, dişlerini hırsla gösteren yedi vahşi kurt, bembeyaz bir kuzunun etrafını sarmıştır. Ancak Korobov'un ustalığı, vahşetin kendisini değil, vahşetten saniyeler önceki o tüyler ürpertici eşiği resmetmesinde gizlidir. Eserde tek bir damla kan yoktur. Zaman, o en gerilimli saniyede donup kalmıştır. Asıl vurucu olan, amansız doğa kanunlarına karşı kuzunun sergilediği duruştur. Gözleri usulca kapalıdır; yüzünde zerre kadar panik, teslimiyetin getirdiği bir acziyet ya da korku emareleri bulunmaz. Kurtlar açlıklarının, öfkelerinin ve içgüdülerinin kölesiyken; kuzu, kaderini asilce kabullenmişliğin verdiği o ulaşılamaz, dingin özgürlük içindedir. Latince "kuzu" anlamına gelen Agnus, ismini Hristiyan teolojisindeki "Agnus Dei" (Tanrı'nın Kuzusu) kavramından alır. Bu, insanlığın günahları (yedi ölümcül günahı simgeleyen yedi kurt) için kendini feda eden masumiyetin sembolüdür. Ancak eserin asıl gücü, salt dini bir metin olmaktan çıkıp evrensel bir varoluşsal felsefeye dönüşmesidir. Tablo, yıkıcı bir kalabalık ve yozlaşma karşısında bireyin, saf olanın asil duruşunu simgeler. Gerçek gücün nerede yattığını sorgulatır: Güç, dişlerini gösterip hırlayanda mı, yoksa ölümün gözünün içine bakıp sükûnetini koruyabilende midir? Kuzu bedenen parçalanacağını bilse de ruhen o kurtların asla ulaşamayacağı
Sanat
İnsan irrasyonel bir varlıktır.
1000Kitap
Gecenin Filmi 2: Azraili Beklerken
Gece neredeyse bitmişti ama sabah da gelmiyordu. Oda loştu; ışık açık olmasına rağmen karanlık tam olarak dağılmamış gibiydi. Saatin tik takları yoktu ama zamanın geçtiği hissi ağır ağır birikiyordu. Adam sandalyede oturuyordu. Ne beklediğini biliyordu aslında, sadece adını söylemiyordu. Kapıya bakıyordu ara sıra. Kapı kapalıydı ama kapalı olması hiçbir şeyi garanti etmiyordu. İşte Azraili Beklerken tam olarak bu anın filmi. Büyük olaylar, karmaşık hikâyeler yok. Tek bir mekân, tek bir bekleyiş ve tek bir aşkta yoğunlaşan bir his var. Film ilerledikçe dış dünyadan kopuyorsun; geriye sadece karakterin zihni ve onunla birlikte senin düşüncelerin kalıyor. Anlatı neredeyse hiç ilerlemiyor gibi görünür ama aslında içten içe derinleşir. Azrail somut bir karakter olarak karşına çıkmaz; daha çok yaklaşan bir şeyin fark edilmesi şeklinde hissedilir. Bu yüzden filmdeki gerilim bağırmaz, sessizce birikir. Sonuna doğru film sana net cevaplar vermez. Ne gördüğünü tam olarak açıklamaz. Ama seni o bekleyişin içinde bırakır. Ve en rahatsız edici olan da budur: kapının gerçekten açılıp açılmadığından çok, senin onu beklerken ne hissettiğin önem kazanır. En sevdiğim sanat filmi olarak listemde yer alıyor. İyi seyirler
Film