Bu durumda aklın bir gereksinimi ortaya çıkar: bu gereksinim, herhangi bir spekülatif amaca hizmet eden bir varsayım değil, aksine eylemin zorunlu koşulu olan bir kabuldür. Çünkü insan, ne yapması gerektiğini belirlerken, yalnızca deneysel verilere dayanamaz; o, eyleminin anlamlı olabilmesi için, özgürlük, Tanrı ve ölümsüzlük gibi kavramları kabul etmek zorundadır.