Kerameti kendinizden bilmeyin hocam. Bunların hepsi Halk Fırkasının marifetiydi.
Bu kez Ağaoğlu dayanamadı, kaşlarını çatarken çıkışır gi-
biydi:
- Ne münasebet!
- Öyle. Halk Fırkası, halka tepeden bakan koca bir devlet dairesi halini almasaydı kim dönüp de yüzünüze bakacaktı? Devlet daireleri dediysem tam bir çilehaneden bahsediyorum. Kifayetsiz, hoyrat memurların kümelendiği, kraldan çok kralcı olduğu yerlerden. Köylüye hor bakmayı, giyimi kuşamıyla alay etmeyi marifet sanan kişilerden. Fakirlik desen diz boyu. Vergiydi, kuraklıktı, iktisadi buhrandı kimsenin elinde beş kuruş kalmamış. Sattığı para etmiyor, aldığına da gücü yetmiyor.
Eee ne yapacak bu adamlar? Bir umut diye düştüler peşinize.
Haksız mıydı? Serbest Fırkaya emredildiği için girmemiş miydi? Gazi Paşa emir vermemiş olsaydı, Halk Fırkasından kolayına istifa edebilir miydi? Fethi Bey'e güvenip meydanlara çıkabilir miydi? Terakkipervercilerin, İttihatçıların kan izleri daha kurumamışken, Cavit gibi, Dr. Nazım gibi, İsmail Canpolat gibi, Kara Kemal gibi deve dişi gibi adamların, "İttihatçı mısın, Terakkiperverci mi?" diye sorgulanıp, "Ne olursanız olun, ama ölün" diye ipe çekilişleri hafızalarda taptaze dururken yapabilir miydi? Ya da gerçekten inanmış mıydı bu ülkeye demokrasinin geleceğine? İsmet Paşa'ya muhalif olduğu doğruydu da, muhalif fırkaya bunun için mi girmişti?