“Bana bunu yapmaya hakları yoktu. Onların piyonu olmak için doğmamıştım. Kendl hayatımı özgürce yaşamaya, doğduğum kişi olmaya hakkım vardı. Beni istedikleri gibi bükeceklerini, nasıl isterlerse öyle kullanacaklarını ve asla misilleme yapmayacağımı mı düşünüyorlardı? Hayır, zamanı gelecekti. Zamanım gelecekti.
“Hiç” ile kafiyeli bir şiir
Yazmaya kalktım
Kendime vazife edinip
Füruğ Ferrûhzad’ın vasiyetini
Ama aklıma gelen
Kemalettin Tuğcu’nun
İçli sözleri oldu sadece
Çocukluğumdan kazınmış zihnime.
Ah, Dazai Osamu,
Koşarken bir aşktan diğerine
Elinde titreyen alevli bir mum
gibi yaşam sevincinle
ne çok yormuşsun kalbini,
el ele tutuşup sevdiğinle
atladığın Tama Nehri’nde
kavuştun mu hiçlikteki dinginliğe.
Füruğ, Dazai ve Tuğcu
Işıldatmak için mi kurdunuz
Bunca harlı cümleyi
Ruhunuzu kemirip yüreğinize sızlatan
O karanlık varlık hissini …
“Gümüşten ve kusursuzum. Önyargısızım.
Ne görsem yutarım anında.
Neysem oyum, aşk ya da nefretle buğulanmadım.
Zalim değilim, dürüstüm sadece
Küçük bir tanrının gözüyüm- dört köşeli-
Çoğu zaman, derin derin karşı duvarı düşünürüm.
Pembe, benekli duvarı. O kadar çok baktım ki ona,
Kalbimin bir parçası sayıyorum onu.
Ama oynaşıyor.
Yüzler ve karanlık bizi hiç duramadan ayırıyor.
Bir gölüm şimdi. Bir kadın eğiliyor üstüme,
Araştırıyor beni, gerçekte kendisini anlamak için
Sonra dönüyor o yalancılara, mumlara
ya da aya
Sırtını görüyorum ve yansıtıyorum sadakatle
Gözyaşları ve ellerinin titremesiyle ödüllendiriyor beni
Onun için önemliyim. Gelir, gider, bakar.
Onun yüzüdür karanlığın yerini alan her sabah
Genç bir kızı boğdu içimde ve içimde yaşlı bir kadın
Korkunç bir balık gibi
Yönleniyor ona doğru