Uzun zamandır okumak istediğim bir kitaptı #felaketzedelerevi .
Kırk yıllık Küba sürgün edebiyatının eşsiz bir örneği demiş #martinez , az bile demiş..
Dâhi yazar #guillermorosales, kırk yedi yaşında intihar etmeden önce( tabii ki şaşırmadınız tercihime ) o güne dek tüm yazdıklarını yakmış.
Bu yüzden, sadece iki kitap kalmış ondan geriye: Onun büyük bir yazar olarak tanımlanması için yeterli olan ilk romanı Felaketzedeler Evi ve bir öyküler toplamı.
#hakkında
Rosales'in, ağır bir şizofreniden muzdarip olduğu günlerde kaldığına benzeyen bir yeri anlattığı Felaketzedeler Evi, Gökhan Aksay'ın İspanyolca aslından çevirisiyle, Türkçede #ilk kez yayımlanıyor.Teşekkürler @jaguarkitap
#meltemce
Her yere sinen ter ve lağım kokusu, taşan tuvaletler, nemli duvarlar, kötü yemekler, böcekler çepeçevre sarıyor sizi. Anlatımın gerçekliğini duyumsamamak imkansız. Rosales bizi karakterlerin çileli yaşamlarının bıraktığı ağır keder dolu mekâna sokuyor ve orada yaşamaya başlıyoruz kitap boyunca.
Ortak yaşam sürdüğünüz “bakımevi”nin diğer sakinlerinin çaresizliği,yalnızlığı,fiilen ve bedenen yaşadığı tacizlere suskunluğu, acı bir çığlıkla avaz avaz haykırış olmak istiyor ses tellerinizde...
Ama boğuluyorsunuz,ciğerlerinizin ihtiyacı olan nefesten yoksunsunuz. İnsanlığın esamesinin okunmadığı,kokuşmuş dünyanın başka bir coğrafyası burası.
Onun sürgünlük hali, bir yere, bir kişiye, bir olaya bağlı değil. Topyekun “Sürgün”, hiçbir yerli ve hiç kimse olan onun için #sürgün yeri Dünya.
Ve paslanmış menteşeleriyle,umuda dair açtığı dünya penceresinden şöyle sesleniyor bize:,“Yaşamı sorgulayın,çünkü nereye giderseniz gidin dünyanın türlü felaketleriyle yaşamak zorunda kalacaksınız. Bunun coğrafi sınırlarla veya yönetildiğiniz ideolojiyle bir ilgisi yok.”
Fe
Rosales’in gerçekçi