“….. hıçkırarak ağlıyor, ağlayışı sanki kendi başına canlı bir varlık olmuş gibi, kıvranıyor ve bükülüyor, çünkü canı acıyor, ağlama sesi giderek yükselip tizleşiyor, soluk alamıyor, nöbet geçirircesine ağlıyor, neredeyse çığlığa dönüşüyor ağlaması…..”
“….. en çok karanlıkta parlayan ışığa, evet, parlayan bir karanlık, emin değilim ama böyle düşünüyorum ve orada yatıyorum ve şimdi uyumalıyım diye düşünüyorum ve tespihimle hızlı dualardan birini okuyacağım, her zamankinden, çünkü kendi kelimelerimle çok sık dua etmem ve ettiğimde de bu şefaat için oluyor, iş oraya gelince utanıyorum, kendimle ilgili bir şey için dua ediyorsam bir başkasının iyiliği için de olmalı ve eğer tamamıyla kendimle ilgiliyse o zaman Tanrı’nın iradesiyle olsun diye dua ediyorum.”
“Resim üstüne resim yaptım, yapmaya devam ettim, en azından bunu yaptım, resim yapmadığım zamanlarda genellikle saatlerce oturup gözlerimi boşluğa dikiyordum, evet, uzun uzun oturup gözlerimi boşluğa, hiçbir şeye dikebilirim, o bomboş hiçlikten bir şey çıkabilecekmiş gibi, çok şey söyleyen bir şey, söylediği şey bir resme dönüşebilir, ya da ben orada oturup sadece önümdeki boşluğa bakabilir ve kendim de bomboş olabilirim, tamamıyla hareketsiz olabilirim, en yürekten gelen, en gerçek dualarımı o boş hareketsizlik içinde söylemeyi severim, evet, o zaman Tanrı çok yakınımdadır, çünkü Tanrı ancak sessizlikte duyulabilir ve görünmezlikte görülebilir…..”