Acı da verse hoşlanmadığımız kendimizle yüzleşebilmeli ve bu yüzden asla kendimizi lanetlememeliyiz. Kendini lanetlemek ya da kendine acımak insanın sorumluluklannı görebilmesini engeller. Güçlülük, yürekli olmayı gerektirir. Yüreklilikse insanın kendi gerçekleriyle yüzleşebilmesini içerir, insanın kendine yabancılaşması pahasına kazanılan güç, gerçek güç değildir. Güçsüzlüğümüzü yaşayabilecek yürekliliği gösterdiğimiz bir anda biri bizi küçümserse, bu onun sorunudur. Aslında için için aynı yürekliliği gösterebilmiş olmayı o da ister, ama abartılmış gururunun tutsağı olduğu için bunu göze alamaz. Bazı insanlar, kendimizi dürüstçe yaşadığımız zaman, diğerlerinin bu «açık»tan yararlanarak bizi devirmeye çalışacakları görüşünü savunurlar. Oysa bir insan ancak kendi içinde devrikse başkaları tarafından devrilebilir.
Öncelikle çok akıcı ve güzel bir kitap. Herkese tavsiye ediyorumm.
Kitabın konusuna çoğunuz hakimsinizdir ama ana mesaja gelecek olursak benim bu kitaptan temel olarak aldığım mesaj, ürettiğimiz canlıya karşı sevgi vermekle yükümlü olduğumuz. Şöyle ki ana karakterimiz Frankenstein bir insan yaratır. Aslında bizim çocuk sahibi olmamıza benzetilebilir. Ancak ürettiği varlığa karşı derin bir nefret beslemektedir ki bunun sebebi olarak yaratığın çirkinlğinden ve onu asıl cezbeden şeyin üretim aşaması olduğundan bahseder. Ve sevgisiz kalmış, anlaşılmamış olan bu yaratık; yaratıcısına karşı derin bir intikam duygusu besleyerek canavara dönüşür…
Konusu çok güzel, olaylar da akıcı. Ama Frankensein ile yaratığın karşılaştığı anlarda özellikle sonlarda duygu ve düşüncelerin aktarımında kısırlık olduğunu düşünüyorum.
Filmini de izleyeceğim, herkese iyi okumalar
Hiçbir şey insan zihnine büyük ve ani
bir değişim kadar acı veremez. İster güneş ışıldamaya devam etsin, isterse bulutlar kararsın, hiçbir şey gözüme bir önceki
günkü gibi görünmeyecekti.