Bir an durup demirden ya da altından uzun zincirleri düşün; bu zincirler ister dikenlerle kaplı ister çiçeklerle bezeli olsun, şayet o unutulmaz günlerden birinde ilk halkası örülmemiş olsaydı, o zincir asla seni boyunduruk altına alamayacaktı.
Daha iyi günlerinin kekremsi anıları hâlâ üzerindeydi sanki, fakat bu anılar yitip giden biraların lezzetiyle karşılaştırılmayacak kadar ekşimişti. Bu açıdan boş bira fıçılarının aklıma münzevileri getirdiğini hatırlıyorum.
Sözün özü, doğru olduğunu bildiğim şeyi yapamayacak kadar korkaktım; tıpkı daha önce yanlış olduğunu bildiğim şeyi yapmaktan kaçınmayacak kadar korkak olduğum gibi. O zamanlar dünyayla hiçbir münasebetim yoktu ve böyle davranırken, dünyanın çok sayıdaki sakininden birini örnek almamıştım.
“ Aptalız biz, hep bir telaş, koşuşturma içindeyiz! Hep boş durmaktan! Aslında her şey elimizin altında, ama biz onları fersah fersah uzaklarda arıyoruz.”