Başarısızlıktan kaçınmayı hayatımızın daha ileri bir aşamasıda öğreniriz. Bunun epeycesi bir şeyi beceremediğimizde bizi cezalandıran ve katı bir tutumla bizi performansımızla değerlendiren eğitim sistemimizin ürünüdür. Bir bölümü de baskıcı, eleştirel ebeveynlerin marifetidir, çocuklarının kendi
kendine bir şeyleri deneyip başarısız olmasına yeterince izin vermezler, onları yeni ve önceden saptanmamış bir şeyi denediklerinde cezalandırırlar. Ve kitle iletişim araçları var elbette, bizi sürekli çarpıcı başarı hikâyeleriyle bombardıman eder, o başarıya ulaşmak için çabalayarak, çalışarak, can sıkıntısı içinde geçen saatlerin sözünü bile etmezler.
Bir noktada, çoğumuz başarısızlıktan korkmaya başlar ve içgüdüsel olarak kaçınır, önümüze ne konmuşsa, zaten neyi iyi yapiyorsak onu yapmaya devam ederiz.
Bu sizi kısıtlar, boğar, ezer. Ancak gerçekten başarısız olmaya göze alabildiğimiz konularda gerçekten başarılı oluruz. Başarısız olmayı göze alamıyorsak başarılı da olamayız.
Yürümeyi öğrenen küçük bir çocuğu düşünürseniz, yüzlerce kere düşüp canını acıtıcaktır. Ama çocuk durup da, “Bu yürümek bana göre değil sanırım, pek beceremiyorum,” demez.