Artık erken uyumuyorlardı bu şehirde de. En azından erken uyumayanlar da göze batacak kadar çoğalmıştı. Bir zamanlar, yatsı namazından sonra, yalnız camilerden dağılan cemaatin kalabalığına rastlanırdı. Ama bu kalabalığın dağılması uzun sürmezdi. Ve bu kalabalık bütün şehri kaplamazdı: zaten en yakın camilere gelmiş insanlar, hemen evlerinin dibindeki ya da birkaç ev, bilemedin bir sokak ilerdeki camiden hemen evine döner, sabah ezanını işitebilme, ezanla beraber uyanabilme hevesiyle hemen uyurdu. Eğer evlerine gitmeyi geciktirmiş birkaç kişi varsa, bunlar da sokaklarda dolaşmazdı, ya bir kahvede veya yaz günleriyse caminin serin avlusunda -ki bu avlularda genellikle şadırvan havuzu vardı ve suları gürül gürül akardı- otururlar, bir süre şundan bundan konuşurlar, daha çok Sahabilerle, evliyalarla ilgili menkıbeler anlatırlar, insanoğlunun bir daha ulaşamayacağı o görkemli günleri anarlar, içlerini derin, hoşa giden, merhametli bir hüzünle doldururlar, öylece duydukları hüznün ortya çıkardığı incelmiş duyarlıklarla sessiz sedasız evlerine çekilirlerdi. Sokaklarda dolaşmak ayıptı. Hiç kimse, belli bir işi olmadıkça, belli bir sokaktan geçmezdi. Eğer bir kimse, herhangi bir şekilde, kendine ait olmayan bir sokaktan geçiyorsa, bu, muhakkak yadırganacak, olağanüstü bir olay sayılırdı. Eğer orada bir tanıdıkla karşılaşılırsa, o soru kaçınılmaz olarak sorulurdu: "Hayrola?" Bu sorunun gerektirdiği cevap verilebilmeliydi. Bu sorunun cevabını vermeye hazırlıklı olmayan biri, oradan geçmezdi. Bu sorunun cevabıysa daima tehlikeli, olağanüstü, beklenmedik bir haberi aktarırdı.
Fakat şimdi herkes, her yerde görülebilmektedir. Yadırganacak bir durum olmaktan çıkmıştır bu. Herhangi birini en beklenmedik bir yerde görmeniz mümkündür. Çünkü herkesin, herhangi bir yerde, herhangi bir