Birçok Avrupalı varoluşçunun aksine, Frankl ne kötümserdir ne de din karşıtıdır. Tam aksine ıstırabın ve kötü güçlerin her yerde bulunduğunu netlikle görmüş bir yazar olarak insanın zorlukları aşma ve hakikati rehber edinme kapasitesine dair şaşırtıcı bir şekilde umutlu bir görüşü vardır.
Kendi yazmış olduğu önsözündeki şu cümleler çok anlamlı;
“Kendi hesabıma kitabımın çoksatan olmasını kendi başarım ve kazancım olmaktan çok çağımızın sefaleti olarak görüyorum: Yüz binlerce insan, adı hayatta anlam bulma arayışına ilişkin bir şeyler vadeden bir kitabı alıyorsa, bu sorunu saç diplerine kadar hissediyor demektir.”
Başarıyı amaçlamayın; bunu ne kadar amaçlayıp hedef haline getirirseniz, elinizden o kadar kolay kaçırırsınız. Mutluluk gibi başarı da kovalanamaz: Kendisi ortaya çıkmalı ve bu sadece insanın kendisinden daha büyük bir davaya bağlanmasıyla veya insanın kendisi dışında bir insana tesliminin yan etkisi olarak gerçekleşebilir. Mutluluk kendiliğinden ortaya çıkmalıdır ve aynısı başarı için de geçerlidir; onu önemsemeyerek ortaya çıkmasına izin vermelisiniz.
HAYATIN ANLAMI
Bir doktorun bu soruyu genelgeçer ifadelerle cevaplayabileceğinden şüpheliyim çünkü hayatın anlamı insandan insana, günden güne ve hatta saatler içinde değişebilir. O yüzden de önemli olan genel olarak hayatın anlamı değil, insanın hayatının verildiği bir andaki özel anlamıdır. Bu soruyu genelgeçer bir şekilde cevaplamak, bir satranç şampiyonuna şunu sormaya benzer: “Söylesene usta, dünyadaki en iyi hamle nedir?” Bir oyundaki durumdan ve rakibin kişiliğinden bağımsız olarak belirlenebilecek en iyi hamle, hatta iyi hamle diye bir şey yoktur. Aynısı, insan varoluşu için de geçerlidir. Herkes hayatında tamamlanması gereken bir ödevi beraberinde getiren bir iş veya misyonla karşı karşıyadır.
Pembe Fili Düşünme adlı bir kitap vardı, okumadım ama bahsini çok duymuştum. Bir şeyi ne kadar çok düşünmemeye çalışırsan, aslında o kadar çok düşünürsün temalı bir şeydi duyduğum kadarıyla. Çok orijinal gelmişti bana kitap ismi, Zeynep Selvili’nin bu çıkarımı yaptığını sanıyordum ta ki şimdi Dostoyevski’nin Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları kitabını okuyana kadar. Dostoyevski şöyle demiş kitabın bir yerinde “ Kendinizi öyle bir feda etmelisiniz ki, her şeyinizi adamalı ve karşılığında size herhangi bir şey verilmesini ve bir başkasının da size kendisini adamasını kesinlikle beklememelisiniz. Bunu nasıl yapmalı? Bu beyaz ayıyı hatırlamamak gibi bir şeydir tıpkı. Kendinize beyaz ayıyı asla aklınıza getirmeme görevini verin, göreceksiniz o lanet olası beyaz ayı dakika başı aklınıza gelecektir.” Yani Dostoyevski yıllar önce ‘Pembe Fil’ dememiş de ‘Beyaz Ayı’ demiş. Ben yeni öğrendim zaten bilenlere sevgiler…
Özgürlük ile ilgili şu paragraf hep gözümün önünde durmalı. Harika..
“Özgürlük. Hangi özgürlük? Yasalarla sınırlı olmak kaydıyla herkesin her istediğini yapabilme özgürlüğü. Peki, her istediğini ne zaman özgürce yapabilirsin? Bir milyonun olduğu zaman. Özgürlük herkese bir milyon veriyor mu? Hayır. Bir milyonu olmayan insan nedir bu durumda? Bir milyonu olmayan insan istediği her şeyi yapan insan değil, kendisiyle istenilen her şey yapılan insandır.”