Bir felakete sükûn ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp çırpınanların manzarasından çok daha korkunç ve ezicidir. Kuru ve sabit gözlerin arkasında nasıl bir ateşin yandığı; yavaşça kalkıp inen göğsün içinde nelerin kaynadığı bilinmediği için, insan mütemadi bir ürkeklik ve tereddüt içinde üzülür...
“Ey can âleminin güneşi! Bize cemalini göster. Cihana değer melek yüzünden örtünü kaldırıver azıcık.
Bize cefanı azalt!..Çünkü seven dostlara yabancı gözüyle bakmak, sencileyin bir güzele yakışmaz.
Rakipler, senin ayağının toprağını gözüne sürme yapar korkusuyla, saba yelinin senin eşiğine varmasını istemiyorum.
Ey Selimî! Yoklukta, sevgilinin cevri ve eziyetinden de, aşk işinin ıstırabından da kurtulmuş olunur. Mademki bu gam ve cefaya varlığımız sebep oldu ( onu sevgili için yok edelim ki dertten kurtulalım)!...” ( Selim’in Taçlı Sultana mektubu )