Kitap çok güzeldi. Başkarakterimiz Pip'le birlikte resmen beraber katili bulmaya çalışıyorduk. Zeki bir karakterin olayları tahlil etme şeklini, iç monologlarını okumak keyif vericiydi. Kitap akıcıydı ve kendi dünyasına hapseden bir büyüsü vardı, sardı. Hemencecik merakla bitirdim. Okunması gereken sizi reading slump denen illetten kurtaracak şifadır, diyebilirim :) ikinci kitabını merakla okuyacağım. Polisiye, gerilim, gizem seven okurlar için harika bir seçenek.
Kitap 1912 yılında yayınlanmış ve kıyamet sonrası dünyayı tüm vahşiliği ve barbalığıyla çarpıcı bir şekilde bizlere sunmuştur. Başkarakterimiz Granser kıyamet öncesini gören son kuşaktan biridir. Dünyayı saran krizin (kızıl veba) insanları tek tek avlaması; bu durumda bile insanların yağmacı, vahşet yanlısı olması... Kıyamet sonrası toplumun ilkelliğe dönüşü ve bâtılın, cahilliğin yeniden yeşermesini sembolik olarak çok güzel ve yalın bir şekilde bizlere göstermiştir. Kesinlikle okunması gereken bir eser. Tanıklıklarımız sebebiyle gerçekçi oluşu tüyleri ürperten bir durum. O dönemden bu döneme doğru gerçekçi bakış açısı, araştırmacı kimliği gerçekten bir alkışı hak ediyor.
İnsan eskiden beri metafizik bir kavram olarak mutlak adalete inanır ama anlaşılan o ki evrende adalet diye bir şey yok. Haktan, adaletten anlamayan, doğada kara leke gibi duran, gaddar, insafsız, düzenbaz vahşi olan o adam neden hayatta kalmıştı?
(...) Ancak ondan çok daha iyi olan milyonlarca, evet, milyarlarca insan ölüp giderken ona bir şey olmamıştı.
Ne fark ederdi ki zaten? Herkes ölüyordu nasıl olsa; iyisi de kötüsü de, güçlüsü de zayıfı da, hayata dört elle sarılanı da yaşamı aşağılayanı da... Herkes göçüp gidiyordu. Her şey göçüp gidiyordu.