Ey insan! Sen kendini, kendine mâlik sayma. Çünki sen kendini idare edemezsin, o yük ağırdır. Kendi başına muhafaza edemezsin, belalardan sakınıp, levazımatını yerine getiremezsin. Öyle ise beyhude ızdıraba düşüp azab çekme, mülk başkasınındır. O Mâlik, hem Kadîr'dir, hem Rahîm'dir; kudretine istinad et, rahmetini ittiham etme. Kederi bırak, keyfini çek. Zahmeti at, safayı bul.
Tabiiyyunların, mevhum ve hakikatsız tabiat dedikleri şey, olsa olsa ve hakikat-i hariciye sahibi ise; ancak bir san'at olabilir, Sâni' olamaz. Bir nakıştır, Nakkaş olamaz. Ahkâmdır, hâkim olamaz. Bir şeriat-ı fıtriyedir, Şâri' olamaz. Mahluk bir perde-i izzettir, Hâlık olamaz. Münfail bir fıtrattır, Fâtır bir fâil olamaz. Kanundur, kudret değildir; kàdir olamaz. Mistardır, masdar olamaz.
Hayret verici hususlardan biri, Resûlullah’ın (s.a.) onlara Allah’ın
(a.c.) şu âyetini okumasıdır: Şüphesiz söylediklerinin seni incittiğini biliyoruz, fakat onlar seni yalanlayamıyorlar, aksine o zalimler Allah’ın âyetlerini
inkâr ediyorlar (En‘âm, 6/33). Yani, onlar ne kadar çok isteseler ve bütün
gayretlerini sarf etseler de, sende bir yalancılık alâmeti göremezler ve senin
sözünde bir yalan bulamazlar. Eğer onda bir hata, kusur veya en küçük bir
şüphe görebilselerdi, herkesten önce ona ashâbı saldırırdı; herkesten önce
seçkin adamları, güvenenleri ve yakın çevresi karşısına çıkardı.
âhirete iman ne derece kuvvetli ve kâfi ve vâfi bir hazine, bir medar-ı saadet ve lezzet, bir medar-ı istimdad, bir merci' ve dünyanın hadsiz gamlarına karşı bir medar-ı teselli olduğu öyle bir meyve ve faidedir ki; onu kazanmak yolunda dünya hayatını feda etse, yine ucuzdur.