Bir atomda nihayetsiz enerji var, fakat bu atomun kışrı parçalanmadan o enerji açığa çıkmıyor. İnsanda nihayetsiz muhabbet istidadı var. Fakat ene kışrını, kabuğunu parçalamadan o muhabbet kalbe yerleşemiyor. Bu muhabbet Cenâb-ı Allah’ın isim ve sıfatlarına olmalıdır. Nefsin arzuları muhabbeti tatmin etmez.
İnkilaba yeni bir hüviyet kazandirmak
isteyenlerden biri de Bediüzzaman'dir. Cumhuriyet Devleti'nin kurulus hazırlıkları yapıldığı sirada Ankara'ya davet edilen
Bediüzzaman "Yapılacağı söylenen hareketlerin memleket şartlarına uygun olmasini istiyor" ve "Şu İnkılabı azimin temel taşlarını saglam atmak gerek" diyordu. Bediüzzaman'in memleket şartlarından kastettigi islami esaslardi. Hazret,
ikinci Mesrutiyet'ten itibaren "inkılabların, serbest iradeye dayal olarak" gerçekleşebileceğine inaniyordu... cebir yoluyla
"hiçbir fikir ve hayat, halk önünde muteber" olamazdi."Efkar-I ammeye kendini sevdirmek, kalplerden vahsi adetleri kaldırmak, güzel ahlakı tesis etmek, insanlik cevherini ortaya çıkarmak ve medeniyet alemine katılmak, ihtilal ve fesadı
ortadan kaldiran" bir devlet tesis etmek inkilapçı bir anlayışın eseri olabilirdi, ona göre.
Demek ki Bediüzzaman'in için
inkilapçılık bir nevi havarilikti. Tekrar edelim: Üstadın inkilaptan anladigi islami esaslarin ihyasidir. Bu esasla da terbiye ile, irşatla amme vicdanına naksedilebilir.
Ne var ki, inkilabi yapanlar, islamiyet'i diriltmek degil,
"islamiyet'e rağmen laik ve Avrupai" bir devlet kurmak istiyorlardı.
inkılabın ihtilalci muhtevasını değiştirmek, ona, kimsenin kabul etmeyeceği yepyeni bir mana yüklemek hiçbir belagatın başaramayacağı bir teşebbüs idi. Hele Adalet Bakni'nin genç
hukukçulara " Elinizdeki inkilap oklarini, irticain (yani islam'in) kalbine saplayınız" diye seslendigi bir dönemde.
Bütün hücrelerimin dinlenmeye çok fazla ihtiyacı olduğunu hissediyorum, fakat bunu hissettiğim her an İslam dünyasının hali hazırdaki durumunu gözönüne alarak, dinlenmeye hakkımın olmadığına kendimi bir kez daha ikna ediyorum. Ben kabirde dinleneceğim.
Fuat Sezgin