Ey Rabb-i Rahîm'im ve ey Hâlık-ı Kerim'im!
Benim sû'-i ihtiyarımla ömrüm ve gençliğim zayi' olup gitti. Ve o ömür ve gençliğin meyvelerinden elimde kalan, elem verici günahlar, zillet verici elemler, dalalet verici vesveseler kalmıştır. Ve bu ağır yük ve hastalıklı kalb ve hacaletli yüzümle kabre yakınlaşıyorum. Bilmüşahede göre göre gayet sür'atle, sağa ve sola inhiraf etmeyerek, ihtiyarsız bir tarzda, vefat eden ahbab ve akran ve akaribim gibi kabir kapısına yanaşıyorum. O kabir, bu dâr-ı fâniden firak-ı ebedî ile ebed-ül âbâd yolunda kurulmuş, açılmış evvelki menzil ve birinci kapıdır. Ve bu bağlandığım ve meftun olduğum şu dâr-ı dünya da, kat'î bir yakîn ile anladım ki; hêliktir gider ve fânidir ölür. Ve bilmüşahede içindeki mevcudat dahi, birbiri arkasından kafile kafile göçüp gider, kaybolur. Hususan benim gibi nefs-i emmareyi taşıyanlara şu dünya çok gaddardır, mekkârdır. Bir lezzet verse, bin elem takar çektirir. Bir üzüm yedirse, yüz tokat vurur.
Kanaatsizlik ise sa'ye, çalışmaya şevki kırar.
Şükür yerine şekva ettirir, tenbelliğe atar.
Ve meşru, helâl, az malı terk edip; gayr-ı meşru, külfetsiz bir malı arar.
Ve o yolda izzetini, belki haysiyetini feda eder.
{(Haşiye): İktisadsızlık yüzünden müstehlikler çoğalır, müstahsiller azalır.
Herkes gözünü hükûmet kapısına diker.
O vakit hayat-ı içtimaiyenin medarı olan "san'at, ticaret, ziraat" tenakus eder.
O millet de tedenni edip sukut eder, fakir düşer.}