Küçük oğlumuz Hans erken yaşta cinsellik ile tanışan, merak duyan ve sorgulayan bir çocuk. Annesinin onu yıkarken penisine dokunmasının verdiği haz ile başlıyor bu süreç sonrasında annesi dokunmamaya dikkat ediyor ve annesine "çisyaparıma da dokunsana" diye bir arzu ile sitem ediyor, annesi ise onu ayıp diyip kastrasyon tehdidine başvuruyor. İlk travma böyle, sonrasında annesine karşı olan şehvet duygularına gem vurduğundan sebep çok sevdiği babasına dönüyor oklar. Babasının annesi ile bir şeyler yaşadığını -ama ne olduğunu bilmediği şeyler- ve Hans'ı o yatakta istemedigini biliyor. Sonrasında bir gezi esnasında bir babanın oğluna "atı elleme yoksa seni ısırır" cümlesi ile annesinin onu penisi konusunda uyardığı, kastrasyon ile tehdit ettigi an aklına geliyor ve atlar ile bağdaştırıyor bu konuyu. Atların "çişyaparının" büyüklüğü bizim küçük Hans'ımızda bir nevroz yaratıyor ve babasının, annesinin de "çişyaparları" atlarınki kadar büyüktür düşüncesine sevk ediyor oğlumuzu. Atların kakasını yapması ise atların üremesi olarak değerlendiriyor bir nevi. Kız kardeşinin dünyaya gelişi hakkında ise Leylekler yalanına asla inanmıyor zeka küpü, vaktinde annesinin karnının şiş olduğunu acılar çektiğini ve sonrasında kardeşinin ortaya çıktığını biliyor bunlardan sebep doğumu "kaka" ile benzeştiriyor, annesinin icinde karnında olan bir sey tıpkı kimi zaman acı çekerek kaka yapar gibi ortaya çıktığına inaniyor ve artık kaka yapmaktan sanki çocuk yaratırmışcasına bir zevk alıyor. Elbette bu çocukları annesi dünyaya getiriyor, peki ama babasınin burada ki payı ne ? Bunu sorguladıkça babasına düsman oluyor bizimki, çünkü baba esasında anne-çocuk arasında ki iliskiye bir engel. Annesi ile evlenmek annesinden çocuk yapmak istiyor buna müsaade etmeyen ise onu yatağa almayan babası diye