He smiled understandingly-much more than understandingly. It was one of those rare smiles with a quality of eternal reassurance in it, that you may come across four or five times in life. It faced-or seemed to face-the whole external world for an instant, and then concentrated on you with an irresistible prejudice in your favor. It understood you just as far as you wanted to be understood, believed in you as you would like to believe in yourself, and assured you that it had precisely the impression of you that, at your best, you hoped to convey.
Kitap, kronoloji takip etmeyen yedi öyküden oluşmasına rağmen oldukça akıcı ilerliyor ve adeta modern bir halk hikâyeleri derlemesi hissi veriyor. Her öykünün kendine ait bir kıssadan hissesi, şaşırtıcı twistleri ve merak uyandıran yapısı olması da okumasını oldukça keyifli hâle getiriyor.
Serinin üçüncü kitaptan itibaren bir sagaya dönüşeceğini bilmek de bu ilk kitaba daha farklı bir anlam katıyor. Andrzej Sapkowski bu kitapta hem evrenini hem de karakterlerini yavaş yavaş tanıtıyor; bizi de Witcher evrenine bir güzel dahil ediyor. Ayrıca Yennefer ve Dandelion gibi karakterlerin de Geralt ile olan başlangıç noktalarını okuyoruz, ki oralarda da güzel dinamikler bulunuyor.
Ana karakterimiz Geralt'ı ise şehirlerde barınamayan ama şehirlilerin isteğiyle yine o şehirlerde istenmeyen canavarları mecbur kaldığında öldüren bir canavar olarak çok güzel bir çelişki içerisinde tanıyoruz.
Kapitalizm, evrensel bir sömürgeci baskı sistemine, bir avuç "ileri" ülkenin, dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu mali yönden boğduğu bir sisteme dönüşmüştür.
“İnsanlar,” Geralt başını karşı yöne çevirdi, “canavar ve canavar hikâyeleri uydurmayı severler. Bunu yaptıkları zaman kendi canavarlıklarını görmezler. İçkinin dibine vurduklarında, sahtekârlık, hırsızlık yaptıklarında, karılarını kayışla dövdüklerinde, yaşlı büyükannelerini aç bıraktıklarında, tuzağa düşmüş bir tilkiyi gübre yabasıyla delik deşik ettiklerinde ya da dünyada yaşayan son tekboynuzu ok yağmuruna tuttuklarında gün ağarırken kulübelerin arasında dolanan Bane’in onlardan daha kötü biri olduğunu düşünmek işlerine gelir. Böylece yüreklerine su serpilir. Yani yaşamak kolaylaşır.”