Tarım kapitalizmi tarihi ve onun ardından gelen her şey, piyasa zorunlulukları ekonomiyi nerede düzenlerse ve toplumsal yeniden üretimi yönetirse, orada sömürüden kaçışın olmayacağını açıkça gösterecektir.
Saramago'nun insanı çok kolay hikayenin içine çeken kaleminden harika bir eser olmakla beraber, ülkesini terk etmesine sebep olan, Katolikleri sinirlendiren de bir eser #k:7100. Kitap tabii ki birebir İncil olmasa da, orada yazılanları harfiyen doğru kabul etmese de yine de bir İncil: Nasıralı İsa'nın doğumdan ölümüne yaşadıklarını anlatan, öğütlerini aktaran, bir hikaye.
Burada tabii ki José Saramago sorguluyor, İsa'nın nasıl biri olduğunu, motivasyonlarını ve deneyimlerini kendince yorumluyor. Bu genç Yahudi çocuğun bir ilah değil bir insan olduğu döneme ehemmiyet veriyor, çünkü İsa orada kararlarını kendi veriyor. Tanrı'dan direktif almadan, doğruyla yanlışı ayırabiliyor, vicdanlı olmayı ve meraklı olmayı öğreniyor ve o da sorguluyor. Hayatın ona sunduklarıyla olabileceği en iyi insan olmaya çalışıyor, ta ki Tanrı gelene kadar.
Tanrı'yı yazarımız bence şu şekilde kurgulamış: Verdiği emirlere ve sebep olduğu yıkımlara göre bu nasıl bir Tanrı olabilir, diye düşünmüş. Ardından, güç isteğiyle yanıp tutuşan, kendinden başkasına değer vermeyen bir Tanrı olması gerektiğine karar vermiş. Ki, bence bu biraz da hikayemizin geleceğinde var olacak kralların, lordların, şövalyelerin bir yansıması; inancı ve dini kullanarak güç peşinde koşup yıkım getireceklerin çıkış noktası. İsa'ya bunlar söylenmesine rağmen, çok etkileyici biçimde 4-5 sayfa boyunca yaşanacak ölümler verilmesine rağmen, İsa, Tanrı'ya sadece boyun eğilebileceğine karar veriyor.
Hikayemizdeki Şeytan ile ters düştüğü nokta da bu. Kitaptaki Şeytan ya da ilk bilinen haliyle Çoban, Tanrı'ya karşı gelip kovulan bir melek yine tabii ki ama biz bir kötülüğünü görmüyoruz. Aksine, Çoban, gereksiz yere hayvanlarını katletmiyor, onları satıp kar peşinde koşmuyor, sadece Tanrı istedi diye inançlarına ve ahlakına ters bir şey