Teknenin ismi Hope’tu. Yani Umut. Umut teknesiyle, bu hayat ve dünyadan umutsuz olduğum için zihnimi öldürmeye gidiyordum. Çelişkilerin yakamı bırakmaya niyetleri hiçbir zaman olmamıştı...
Ne zaman taşacak sular, denizler, okyanuslar, diye düşündüm.
Ne zaman bütün dünya taşan nehir sularının altında kalacak? Yaratıcı ne zaman anlayacak hatasını?..
Eğer kendime bu kadar kolay yalan söyleyemiyor olsaydım ben de onlar gibi olurdum. Ama her sabah edindiğim bir doğruyu on iki saat sonra, gecesinde yerle bir ettiğim için ve üstelik bunu yapmama da son derece mantıklı, inandırıcı bahaneler bulabildiğim için sadece stili olan bir adam oldum ben. Prensiplerim yoktu belki ama stilim vardı.
Stilime uzun, düz kesimli saçlarım, özenle şekillendirilmiş bıyığım, siyah gömlek, pantolon, ceketlerim ve her zaman temizlenmiş olarak ateşlenmeyi bekleyen silahım dahildi. O kadar.
Hayatımda tekrarlanan başka da bir alışkanlığım yoktu.