Kimse hiçbir yere dönmek istemiyordu o odada. Daha fazla ilerlemek de istemiyorduk. Orası iyiydi. Ne ileri, ne geri... Çünkü şimdiye kadar attığımız her adımda, tabanımız da, beynimiz de yanmıştı. İleriye ya da geriye yaptığımız her hareket hataydı.
Mayın tarlasındaki temiz tek noktada hareketsiz durmaya benziyordu bu. Yıkılana, sıkılana kadar duracaktık hareket etmeden. Acı çekme korkusuyla, ikimiz de parmağımızı kıpırdatmaktan çekiniyorduk...
Konuşacak bir şey yoktu. Ve ikimizin de istediği hayale dalmasına izin verdim. Ne ben onun acılarını, ne de o benimkileri anlayabilirdi. Rahatsız etmedik birbirimizi. Öylece oturup camdan göründüğü kadarıyla şehri ve gökyüzünü seyrettik.