Ve hiçbir şeyin değişmediğini görüyorum. Her şey sanki ben gittikten sonra donmuş gibi. Tek değişmeyen değişimin kendisidir, diyen bunağın hayattan haberi yok!
Tek tavan gökyüzüdür. Gerisi her yerde aynı. Mimarlık bilimdir. Sanat değil.
İnşaatlarında kullanılacak demir çubukların kalınlığı aynı olduktan sonra binalara âşık olmanın pek bir yararı yok. Şehirler, hele İstanbul gibi ölçüsüzce büyük olanlar, hayvanat bahçesinden farksız.
Üstadın dediği gibi:
“Kaldırımlar güzel. Ama bir de üzerinde yürüyen şu insanlar olmasa!”
Dışarı baktığımda, tek düşündüğüm bir an önce buradan gitmek. Dayanamıyorum şehirlere. Araba seslerinden, kalabalıktan değil ya da bir çöl tutkunu olmamdan dolayı değil, içine girdiğim bir şehri havaya uçurmak istediğimden dolayı gitmeliyim diyorum...