📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Sekiz yaşından beri oynadığımız bir oyun vardı. En kısa zamanda ne kadar uzunlukta düşünce zincirleri kurabildiğimizi birbirimize göstermemize yarıyordu. Genelde terapilerde, aptal röportajlarda oynanan bir oyun. Biri diğerine bir kelime söyler. Karşıdaki o kelimenin kendisine düşündürdüğü başka bir kelimeyi söyler. Ve yanıt olarak da ilk başlayan, duyduğu kelimenin çağrıştırdığıyla devam eder. V e böyle devam eder. Hafif bir değişikliğe uğratılmıştır oyun tarafımızdan. Normalde sürekli aynı kişi sorar ve diğeri yanıtlar...
Fazla düşünememiş ve kötü bir karşılık vermişti kelimeme. Eğer iki kelime arasındaki bağı karşıdaki anlayabiliyorsa, kötü bir puandı. İlk kelimeme verdiği yanıtın tabiî ki doğadaki kaynakla bir ilgisi yoktu ama bu sefer çözebilirdim yönetmen ile milk’in arasındaki ilişkiyi. Yönetmen. Kubrick. Clockwork Orange. V e filmin “Milk Bar” sahnesindeki milk!
Çözmüştüm. Ve çözdüğümü anlaması için yüksek sesle tekrarladım gittiği düşünsel yolun mola yerlerinin isimlerini. Aramızda mutlak bir dürüstlük olduğu için yalanı komik bulurduk. Yetersiz ve zayıf. Onun için zorlanmadan gittiği yolun söylediğim yerlerden geçtiğini kabul etti. Ve oyunu kaybetmiş oldu. Belki de oynamak istemediği için böylesine kolay bir yanıt vermişti. Hırs taşımayan insanlar için çok zordur oyun oynamak, rekabete girmek.
Yalnızlık kurşun geçirmez.
Dostluk, aşk, aile geçirmez. Hiçbir şey geçirmez.
Dışarıdan sokmadığı gibi içeriden de çıkartmaz. Cerahat yapar. Antibiyotiğini de kendinde besler. Yeter ki nerede olduğu bulunsun... Ruhun nerede olduğunu düşünürüm bazen. Vücudumun neresinde? Sonra karar veririm.
Ruhum, bedenimin bittiği yere kadar...
O kitaplardaki yalnızlığı çok gösterişli bulurdum. Aynı zamanda da korkutucu. Kendime “Bu kadar yalnız kalınabilir mi?” diye sorardım. “Sosyal hayvan insan, dayanabilir mi kimsesizliğe?” Ama artık biliyorum yalnızlığın korkulacak bir yanı olmadığını... Tabiî bunu ruh sağlığı yerinde ve içlerinde tek bir kişilik taşıyanlar için söylemiyorum. Sözüm benim gibi içinde binlerce ruh taşıyanlara, Uzakdoğu efsanelerindeki canavarlar gibi yedi kafalı tek bedenli insanlara. Ben hep kalabalık oldum. Şehrin uzağındaki bir semte giden, günün tek otobüsü kadar kalabalık. Tıkış tıkış! Herkesin üst üste olduğu bir otobüs kadar. Dolayısıyla iyi geldi bana yalnızlık. Kendime yeterince zarar veriyordum. Ve bir de dünyanın vereceği zararları ortadan kaldırmanın imkânı olmadığına göre, yoklarmış gibi davranarak yalnızlığı seçmek en doğrusuydu...