Anlaşılıyor ki, müsikinin gönül üzerinde te'siri vardır. Bundan müteessir olmayan kimse, hasta ve hâlet-i rûhiyesi bozuktur. Bu adamın kabalığı kuşlar, develer ve bütün hayvanlardan da fazladır. Çünkü bunların hepsi vezinli na'melerden müteessir olurlar. Nitekim kuşlar bile, güzel sesini dinlemek için Dâvud Aleyhisselâm'ın başı üstünde saf bağlarlardı. Binaenaleyh müsikinin rühlar üzerindeki te'siri mutlak sürette onun mübâh veyà harâm olmasına sebeb teşkil etmez.
"Düşünmek, ilmî araştırmalar sonunda sabit olmuştur ki, en çok enerji (kalori) sarf edilmesi icap eden fizikî bir olaydır. Bu enerjiyi bulamadığı için veya sarf etmek külfetine doğuştan istekli olmayan insan yavrusu ise, böyle bir işe karşı daima tembellik içindedir. Her fırsatta ondan kaçmak yolunu bulur. Onun için, düşünme sporu ile bu işe alıştırılması ve düşünme sanatını öğrenmesi gereklidir."
Bilmedigin bir kimse, sana yemek verir veyâ bir hediye takdim eder yahut bir şey almak üzere dükkânina gidersen: «Bunu nereden aldin, helâl midir harâm mıdır?» diye sorman gerekmez. Bu malın elinde bulunması ve adamın Müslümân olması, adamdan malı almak için kafi sebeblerdir. Ne olursa olsun, incelemek lazım; çünkü insalarda zulüm ve fesâd gâlibdir, demek dogru degildir. Bu, hem vesvese, hem de muâyyen bir müslümâna sû-i zandır. Sû-i zan ise günähtır.
Müslümâna, sû-i zan degil, hüsn-i zan yapılır. Bozuk hareketine bakarak, sú-i zan'da bulunmak, ona karşı bir cinâyettir ve günâha girmektir.