Bilmedigin bir kimse, sana yemek verir veyâ bir hediye takdim eder yahut bir şey almak üzere dükkânina gidersen: «Bunu nereden aldin, helâl midir harâm mıdır?» diye sorman gerekmez. Bu malın elinde bulunması ve adamın Müslümân olması, adamdan malı almak için kafi sebeblerdir. Ne olursa olsun, incelemek lazım; çünkü insalarda zulüm ve fesâd gâlibdir, demek dogru degildir. Bu, hem vesvese, hem de muâyyen bir müslümâna sû-i zandır. Sû-i zan ise günähtır.
Müslümâna, sû-i zan degil, hüsn-i zan yapılır. Bozuk hareketine bakarak, sú-i zan'da bulunmak, ona karşı bir cinâyettir ve günâha girmektir.
Halife II. Hakem döneminde (961-976) bütün ilim dalları gelişti. Mektepler, hem sayıca çok hem de verilen eğitimin kalitesi bakımından oldukça iyi idiler. Endülüs'te aşağı yukarı herkes okuma yazma biliyordu. Buna mukabil hıristiyan Avrupa'da din adamları dışında çok az kimsenin okuyup yazmadan nasibi vardı.