Dünya gelip geçici; mutluluğu tatmak, saadeti bilmek gerek. Bu dünya imtihan dünyası; acı, keder, sıkıntı dünyanın parçası... İmtihanlar bize bir kuyu. Bazıları öylesine derin, hatrımda gökyüzü karanlık kalır; bazıları öylesine dar, içinde bir ben sıkışıp kalır.
İnsan ömrü uzun, içine binlerce kuyu sığdırır. Nefis, kuyunun bekçisidir. İmtihan zor gelir lakin biz bekçiye aşığız, kuyulara öfkeli. Vazgeçemiyoruz bekçiden ama kuyulardan kaçıyoruz. Hâlbuki fark etsek bir kere, görsek, nefretimiz aslında bekçiye, uzaklaşsak ondan, kurtulsak kuyulardan. Her kuyu aslında bir yolculuk, bu yolculuğun sonu tertemiz bir ufuk. Ufuğa ulaşsak...
Rasim Özdenören Kuyu’yu yazdı, ben hayatı okudum. Kuyu sade ama karmaşık bir metafor, hayat gibi. Başkahraman Yusuf... Bitmek bilmez bir yolculukta. Hayat karşısına Zeliha’yı çıkardı. Zeliha, Yusuf’a Züleyha. Yusuf Züleyha’ya yanmış, aşılmaz nefs Zeliha’ya tutkun. Yusuf'un karşısında derin bir kuyu var, içinde de sevda. Yusuf kuyulardan kurtulmak istiyor, arayışı bundan. Zeliha onun karşısında, aşamayacağı bir kuyu. Yusuf anlamış kuyuyu, uzak duruyor nefsinden. Demek o ki tamamlamış yolculuğunu, artık bitmiş kuyuları. Mehtap gibi aydınlık yüz gülümsüyor. Yolculuk
bitti ama arayış bitmez, yol bitmez, öz bitmez...
“Sen çaba göstereceksin, o zaman mesafeler kalmaz, dağlar ve tepeler aşılır..”