Teki, tek olanı, mutlakı, mutlak olanı arayan ruhum, aradığının değil, kendi varlığının sıkıntısı içinde bunalıyor; ve <<bedahet>> dediğimiz seziş zevkini kaybettikçe anlamayı da kaybettiği hissini veren cehennemden beter bir azaba düşüyordu.
Madde içi hayatta parende üstüne parende atarken, madde ötesi hayatın, ruhumda daim ihtarcısına, gözü uyku tutmaz nöbetçisine rastlıyor; ve arada bu nöbetçinin selamını alıp yine beni sürükleyen çarklara takılıyor, ona;
- Haydi, beni nereye götüreceksen götür, kime teslim edeceksen et!
Diyemiyordum.