Albert Camus’nun Yabancı adlı eseri, insanın dünyayla, toplumla ve kendi varlığıyla kurduğu bağın sorgulandığı derin bir felsefi metindir. Camus, bu romanda bireyin “absürd” bir evrende anlam arayışını, duyguların anlamsızlaşmasını ve toplumsal yabancılaşmayı çarpıcı bir biçimde gözler önüne serer. Meursault karakteri, duygularını toplumun kalıplarına sığdıramayan modern insanın sessiz çığlığıdır.
Meursault, bir gün annesinin vefat ettiği haberini alır. Patronundan iki gün izin ister; böyle bir mazeret karşısında patronu hayır diyemez, ancak yüzündeki hoşnutsuz ifade Meursault’nun dikkatini çeker. O da kendini savunurcasına, “Bunda benim bir suçum yok,” der. Annesinin cenazesi için gittiği bakımevinde yaşlı insanların ağlayışlarına, yas tutmalarına tanık olur. Fakat aklı, bu duygusal ortamda bile işe gitmek üzere yola çıkan meslektaşlarına kayar. Bu kayıtsızlık, onun dünyayla ve insanlarla arasına ördüğü görünmez bir duvarın ilk işaretidir. Sıcak bir günün altında, annesinin en yakın arkadaşı Perez ile defin işlemini tamamlar.
Yorucu günün ardından uyandığında, izin günlerinin fazlalığını düşünür. Patronun yüzündeki nahoş ifade gözünün önüne gelir ve kendi kendine “Bu benim hatam değildi ki” der. Onun için yaşam, duygusal anlam yüklemelerin ötesinde yalnızca süregelen bir süreçtir. “Annem toprağın altında, ben işime döneceğim; sonuçta değişen hiçbir şey yok” diye düşünür. Bu düşünce, Meursault’nun varoluşun anlamsızlığına dair farkında olmadan geliştirdiği ilk felsefi kabulleniştir.
Ertesi gün iş yerine döndüğünde patronu adeta içini rahatlatmak için yalnızca annesinin yaşını sorar ve konuyu kapatır. Ardından patronu, ona seyahat imkanı sunan bir iş teklif eder ve “Hayatında bir değişiklik yapmak istemez misin?” diye sorar. Meursault ise sakin bir kayıtsızlıkla