Merve Uçar

Merve Uçar
@Merveucr
öğretmen
Marmara Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı
139 okur puanı
Mayıs 2019 tarihinde katıldı
Puan vermedi·152 syf.··
2021 33. kitabı
Denizin çağırışı, modernist romanın en güzel örneklerinden biridir. Romanda karakterin adı geçmez, öğretmen olarak bahsedilir. İlçede öğretmenlik yapan karakterin umutları, hedefleri ve arzuları vardır. Burada onları gerçekleştiremeyen öğretmen doktorun da tavsiyesiyle şehir değiştirir. İzmir’e giden öğretmen burada da bu ideallerini gerçekleştiremez. Bunların sonucunda bunalıma girer, kendini topluma ait hissetmez. Mekânın bir etkisi yoktur çünkü önemli olan kafasındaki sorunları çözmektir, bu sorunlarla nereye gitse de mutlu olamazdı. Takıntıları ve saplantıları olan bu öğretmen, bunların sebeplerini romanın başında anlatır. takıntılarının babasından geldiğini söyler. Modernist romanlarda çok görülen bir sorun olan babaya benzemekten korkma durumu burada da vardır. Öğretmen de babası gibi olmaktan hep korkar ve ondan nefret eder. Öğretmen yabancılaşmış ve topluma ayak uyduramamıştır. Onun bu halleri ben anlatıcı ile aktarılır. Bolca geriye dönüş tekniği vardır çünkü yabancılaşmış insan mazide yaşar. Romandaki kırılma noktası sinemada ki sarışın kadını görmesidir. Bundan sonra az çok yoluna koymaya çalıştığı hayatı tamamen kayar. Karakterin ilk baştan beri intihara eğilimli olduğunu hissederiz. Babası denizde intihar ettiği için o da bu sondan çok korkuyordu. Ama aynı Kral Oidipus gibi kaderden kaçamayarak babası gibi intihar etti. Öğretmen tam bir tutunamayan tiptir, hiçbir ideali gerçekleşmez, mutlu olamaz. İç monolog, bilinç akışı, geriye dönüş teknikleri kullanılmıştır. Zaman belirsizdir, mekân olarak yalnızca İzmir’in adı geçer. İntihar da modernist romana uygun bir sondur
Edebiyat
Denizin ÇağırışıKemal Bilbaşar · Can Yayınları · 2021535 okunma
Reklam
Puan vermedi·144 syf.··
2021 2. kitabı
Bu eserde iki hikâye birden işleniyor. Biri kurtuluş savaşından sonra birçok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak elli yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikâyesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesli; Sitare, Yavuz, Çarli ve diğerlerini. Milli mücadele de bulunmuş olan gül yetiştiren adam, inançları ve bağımsızlığı uğruna savaşmıştır. Sonunda ise savaştığı değerlerin artık yok olduğunu görmeye başlayınca kendisini evine kapatmış ve orada gül yetiştirmeye başlamıştır. Elli yıla yakın bir zaman diliminde de dışarıdaki hayat ile bağlarını koparmıştır. O toplumdan kendini soyutlamakla birlikte tamamen de inzivaya çekilmez, bu ona uygun bir davranış değildir. O bunu kendine bir çıkış yolu olarak seçmiştir aslında. O pasif, edilgen bir direniş sergiler. Bu adam çok güzel kokan güller yetiştirir. Bir gün torunun da ısrarıyla artık dışarı çıkmaya karar verir. Ve doğal olarak her şeyin değişmesi karşısında çok şaşırır. Eve kapanarak değişimin önüne geçemeyeceğini anlamıştır artık. Sabah namazını kılmak için camiye gittiğinde de caminin dolu olacağını sanmış ve sonunda cemaatin azlığı karşısında şaşırmıştır. Ve o aradaki insanların giyimleri de değişmiştir. Namazdan sonra dayanamayıp tam bir manifesto tadında bir konuşma yapmıştır. Bu konuşma sonucunda onu, halkı kışkırttığı iddiasıyla hapse atmışlardır. İkinci hikâyede ise, modern yaşam, Sitare, Zelda, Tansel ve diğerlerinin çarpık ilişkileri üzerinden anlatılır. Sitare bir bankada çalışmaktayken babası yaşında bir adam olan Çarli ile evlenir. Kumar oynar, bilinçsizce parasını harcar, kocası hastanede yatarken bile arkadaşlarıyla tatile çıkıp eğlenir.
Edebiyat
Gül Yetiştiren AdamRasim Özdenören · İz Yayıncılık · 202121,6bin okunma
Puan vermedi·124 syf.··
2019 16. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2019 21:29
Burada Gülbahar ve Ahmet arasındaki efsanevi aşk konu edinilmiştir. Ayrıca insan psikolojisine de değinilmiştir. Bu eser uzun hikâye ve roman arasında kalmış gibi görünse kişi ayrıntıları üzerinde durulmamıştır. Ondan dolayı bizim bu eseri anlatı olarak değerlendirmemiz gerekir. Anlatı birkaç tür arasında kalmış olan eserlere denir, yani bu eser melez bir türdür. Romanda efsane türünden de yararlanılmıştır. Sonunda Küp Gölü Efsanesi ve Ağrı Dağı Efsanesi vardır. Romanda destana yakın bir anlatım tarzı görürüz. Romanın alt kategorisi olan, modern- epik en belirgin özelliğidir. Destanlarda gördüğümüz gibi atın, Ahmet’in evine gelmesi ve bıraktıkça geri dönmesi bize, Köroğlu destanlarını hatırlatır. Ayrıca atın üç defa geri gelmesi de halk anlatılarındaki üç sayısının kutsallığı ile ilgilidir. Aynı zamanda Ortaçağ romanlarına da benzer. Masalsı özellikler vardır. Eserde bilge kişi arketipi vardır, bu kişi bu romanda Sofi’dir. Bunu efsanelerde görürüz. Ana anlatı Ahmet ve Gülbahar’ın hikâyesidir, olaylar Ahmet’in etrafında gelişir. Ara anlatı pek yoktur ama Küp Gölü ve Ağrı Dağı efsanelerini sayabiliriz. Sonuç olarak insanların bir araya geldiklerinde, her türlü zulme karşı durabilecek güce sahip oldukları akıcı bir dille anlatılmıştır.
Edebiyat
Ağrıdağı EfsanesiYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202536,1bin okunma
Puan vermedi·214 syf.··
2021 16. kitabı
Ahmet Celâl üzerinden bireyin toplum içerisinde yalnız kalması ve topluma yabancılaşması anlatılmıştır. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Anadolu’da bir köye yerleşen gazi ve idealist bir subayın hikâyesini anlatan roman, aydın ile halk arasındaki uçurumu gözler önüne serer. İdealist bir karakterde olan Ahmet Celâl geldiği Anadolu da, halkın onun dert edindiği ve kutsal olarak saydığı şeylere kayıtsız olduklarını görür. Hiç bilmediği Anadolu köyünde yalnız kalır. Onun yalnızlığı, davasında bir başına bırakılması ve ötekileştirilmesi bir tutunamama durumudur. Ahmet Celâl köylünün bu tavırlarından sonra karamsarlığa, mutsuzluğa sürüklenir. O, artık hayattan tat almaz. Ahmet Celâl son savaşında kolunu kaybetmiş ve İstanbul’dan taşınmak zorunda kalmıştır. Çünkü büyük şehirde bu şekilde yaşayamayacağını düşünür. Anadolu da her şeyin daha iyi olacağını düşünen kahraman, bunun tam tersiyle karşılaşır. Orada yaşayan halk onu yadırgayıp dışlamışlardır. Köylülerin savaşa ilgisiz kalması, düşmanın ilerlemeye başlaması Ahmet Celâl’in umutlarını tüketmiştir. Onun burada yalnızlığa itilmesi kendi benliğini bile sorgulamaya itmiştir. Yaşadığı yer de onu buna iten nedenlerdendir. Çünkü o köyde farklı olan bir tek kendisidir. Hatta köy halkı ona Yaban demiştir. Onlar Ahmet Celâl’in düşüncelerine anlam verememiştir. Bu köyde önce topluma sonra da kendine yabancılaşmıştır. Bu yabancılaşması hayata tutunmasına engel olmuştur.
Edebiyat
YabanYakup Kadri Karaosmanoğlu · İletişim Yayınları · 202154,5bin okunma
Puan vermedi·382 syf.··
2021 26. kitabı
Tutunamama temasının işlendiği bir eserdir. Burada ki tutunamayan kişi Hayri İrdal’dır. Hayri İrdal kendinden uzaklaşmış, kendine yabancılaşmış ve benliğini tamamlayamamış biridir. Bunalımlı bir kişilik olarak karşımıza çıkar. O etrafındaki insanların düşüncelerini, fikirlerini benimseyerek adeta onlar gibi hareket etmiştir. Böyle davrandığı için doğal olarak kendinden uzaklaşmıştır. Başkalarının fikirleriyle yaşayan Hayri İrdal, kendisini unutmuştur. Yaşadığı hayattan memnun değildir. Mutlu değildir. Aslında en çok ihtiyaç duyduğu şey kendi olmaktır. Kendisi olabilseydi mutlu olabilirdi. Kendisini yetersiz, eksik, zavallı olarak görür. Hayri İrdal hayata başkalarının gözlerinden bakmış ve asla kendi olamamıştır. Çelişkilerle dolu bir ömür geçirmiştir. Onun tutunmak için bulduğu dallar bile başkalarına aittir. Her tutunamayan karakterde olduğu gibi onda da absürtlükler vardır. Doğu’nun müsbet değerleri geride bırakılarak Batı ile karşılaşan Türk insanının Doğu-Batı ikileminde nasıl bocaladığı anlatılmıştır. Hayri İrdal da böyle bir zamanda yaşayarak, kendini bulamamış ve hayata tutunamamıştır.
Edebiyat
Saatleri Ayarlama EnstitüsüAhmet Hamdi Tanpınar · Dergah Yayınları · 202352,9bin okunma
Reklam