Nesneleri böyle görmek imkansız. Zayıflıklar, kırılganlıklar kabul. Ağaç dalgalanıyordu. Gökyüzüne doğru bir taşkın? Bu daha ziyade bir çöküş; ağaç gövdelerinin yorgun düşmüş kamışlar gibi buruşmasını , büzülmesini, yumuşak, katlanmış, kara bir külçe halinde toprağın üzerine yığılmasını bekliyordum. Var olmak istemiyorlardı ama bundan kaçınamıyorlardı, işte böyle. Bu yüzden usul usul kendi işlerine bakıyorlardı; öz suları damarlarda ağır ağır yükseliyor, kökleri toprağa ağır ağır giriyordu. Ama her an bütün bunları bir yana atıp kendilerini ortadan kaldırmak ister gibi görünüyorlardı. Yorgun ve yaşlı; istemeye istemeye var olmaya devam ediyorlardı çünkü ölmek için yeterince güçlü değillerdi, çünkü ölüm onlara ancak dışardan gelebilirdi: Ölümlerini, bir iç zorunluluk gibi sevinçle taşıyan yalnızca melodilerdi fakat onlar var olmazlar. Var olan herşey nedensiz ortaya çıkar, zavallıği yüzünden varoluşunu sürdürür ve rasgele ölür.