Yılmaz Erdoğan’ın yazdığı, yönetmenliği ve oyuncusu olduğu aynı adlı romandan uyarlanma film. Olay 1941-45 2. Dünya savaşı zamanlarında Zonguldak’ta geçiyor. 2. Dünya Savaşı döneminde bir kömür madeninde çalışmak zorunda olan iki genç şair aynı kadına aşık olunca, bu aşk onlar için bir kaçış yolu olur.
Ancak madenlere gitmenin zorunlu olduğu bu dönemde tüberküloz ( kan kanseri) yakalanan bu şairlerin hem hayat mücadeleleri diğer yandan sevgilileriyle yaşadıkları aşk takdire şayan bir şekilde gözler önüne sergilenmiş.
Hep affı bilmemenin açtığı mesafeler,
Herkesi bu hale birbiri getirdi,
Herkes herkesi affetsin..
Severek bir solukta okuyacağınız tiyatro tadında bir eser, hayatınıza dair bir çok şey katacağına eminim. Şimdiden okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyorum...
Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim" dedi: Gene de az gelişmiş bir cümle söylemeden içim rahat etmeyecek: "Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda..."
Her anını şiir yazmakla geçiren her duygusunu şiirle anlatan bir adam. insana güzel duygular katan koca yürekli şair sevip sevilmenin ne kadar güzel bir şey olduğunu bana en iyi hissettiren yazarlardan biri... şiirleri hep başka, hep buruk, hep sahici bir tad var. bazen öyle ağır ki kalbim ritmini şaşırıyor. tekrar tekrar okuyorum tonluyorum hayatımın şiirlerini seven biri olarak iyiki kütüphanem desin, mutlaka okunmalı diyerek en sevdiğim dizesiyle sonlandırmak isterim:
“Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik."
Belki de hayatımızı değiştirecek insan, yolda yürürken sessiz sedasız geçmiştir yanımızdan.
İnsan neyle mi yaşar?
Buyrun cevabıı:
Sevgiyle, yarına ektiği o umut çiçeğiyle, yaşadıkları yaşayacakları yaşayamadıklarıyla belki de yaşamayacaklarıyla...