Kantine göz gezdirdi. Alçak tavanlı bir salon, bir sürü bedenin sürtüne sürtüne kararttığı duvarlar; insanların dirsek dirseğe oturmalarını gerektirecek kadar bitişik düzen yerleştirilmiş eski püskü madeni masalar ve iskemleler; eğri büğrü kaşıklar, ezik büzük tepsiler, kaba saba beyaz kulplu bardaklar; tüm yüzeyler yağ içinde, her çatlak kir dolu; ve kötü cin, kötü kahve, yavan türlü ve kirli giysi kokularının birbirine karıştığı ekşimsi, baygın bir koku. İnsanın içinden bütün benliğiyle isyan etmek geliyordu, hakkı olan bir şey elinden alınmış gibi bir duyguya kapılıyordu insan.
İnsan kendine sormadan edemiyordu: Çatal
tırnaklı geviş getirenlerin özelliği nedir? Deve ile tavşana neden ikinci sınıf
statüsü verilmişti? Pullu ve pulsuz balıklar arasında neden ayırım yapılıyordu?
Kuğu, pelikan, balıkçıl, hüthüt türlerin en iyilerinden değil miydi? Ama onlara
temizlik madalyası verilmedi.